Kasım, 2008 için arşiv

yağma anıları : toplumsal soykırım / memoria del saqueo – fernando e. solanas

Posted in Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), uluslararası para fonu - dünya bankası ( imf - wto ), yakın tarih ( near history ) on Kasım 30, 2008 by anticopyrighttr

yıllar süren bir yozlaşma sürecinden sonra arjantin ekonomisi 2001′ de dibe vurdu ve sonucunda şiddetli sokak gösterileri patladı.

otuz yıldan fazla zamandır kışkırtıcı siyasi belgesel ve kurmaca filmler yaratan fernando solanas, bulut’tan altı yıl sonra yeniden belgesellere dönüyor. toplumsal soykırım, arjantin’ in sistematik olarak yağmalanmasını gözler önüne seriyor – bir diktatör veya askeri cunta tarafından değil, demokratik yollarla seçilenler tarafından. solanas özellikle aralık 2001′ deki mali çöküş ve halk ayaklanmasından sonra bir film kamerasının objektifinden, arjantin’in kolektif hafızasının parçalarını topluyor.

orjinal ismi ” memoria del saqueo ” ( yağma anıları ) olan ” toplumsal soykırım “, arjantin ‘in içinden yeni çıkmaya başladığı mali krizin tarihini anlatıyor.film 7 yıl boyunca süren askeri diktatörlüğün 1983′ te düşmesiyle başlıyor; uluslararası kredi kuruluşlarının empoze ettiği ve korkunç toplumsal sonuçlara yol açan neo-liberal model çerçevesinde arjantin’ i kısa ömürlü bir ” başarı hikayesi ” ne dönüştüren, nihai olarak 2001’deki siyasi ve ekonomik çöküş ile sonuçlanan yapısal reformlar ve özelleştirmeler ile devam ediyor.

film, 19 ve 20 aralık 2001′ de yağma ve ayaklanma ile beraber devam eden kitlesel ” cacerolazos ” – insanların tencere ve tavalara vurarak gerçekleştirdiği spontane protesto –  eylemi ile sona eriyor. söz konusu eylemler, ekonomiden sorumlu bakan domingo cavalo ve o zamanlar başkan olan fernando de la rua’yı istifaya zorlamıştı. kültürle ilgili bir çalışma olduğu açıklanan ” toplumsal soykırım “, ülke çapında okullarda gösteriliyor.

After the fall of the military dictatorship in 1983, successive democratic governments launched a series of reforms purporting to turn Argentina into the world’s most liberal and prosperous economy.

Less than twenty years later, the Argentinians have lost literally everything: major national companies have been sold well below value to foreign corporations; the proceeds of privatizations have been diverted into the pockets of corrupt officials; revised labour laws have taken away all rights from employees; in a country that is traditionally an important exporter of foodstuffs, malnutrition is widespread; millions of people are unemployed and sinking into poverty; and their savings have disappeared in a final banking collapse. The film highlights numerous political, financial, social and judicial aspects that mark out Argentina’s road to ruin.

Largometraje documental dirigido por Fernando Pino Solanas.

Después de varias incursiones en el cine de ficción que querían ser expresiones simbólicas de algunas situaciones traumáticas que atravesaba la Argentina (El exilio de Gardel, Sur, El viaje), Pino Solanas regresa a lo que mejor sabe hacer: cine documental de denuncia. Memoria del saqueo es un exhaustivo documento acerca del proceso de vaciamiento económico, social y cultural que ha sufrido la Argentina en los últimos quince años, aunque remonta sus orígenes a 1976, año de inicio de la última dictadura militar.

“Historia de una traición” (de Alfonsín y Menem), “La deuda eterna”, “El remate del petróleo” son títulos de algunos de los capítulos que estructuran la película, que de manera muy didáctica y contundente denuncia cómo fue necesario el acuerdo de todos los poderes corruptos (político, sindical, económico, financiero, etc.) para llevar a cabo la entrega vergonzante del patrimonio nacional. El petróleo y el subsuelo argentino, las comunicaciones, las vías férrea y caminera, las aerolíneas nacionales están entre los temas cuidadosamente analizados, con entrevistas a reconocidos especialistas en cada materia, quienes denuncian cómo se entregaron –privatizaciones mediante– los medios productivos a las corporaciones extranjeras, por apenas una fracción de su valor de mercado. Resultan elocuentes las imágenes de los ámbitos de poder donde se fraguó la entrega: esos anónimos pasillos de bancos y ministerios fotografiados en toda su ominosa solemnidad.

Solanas es terminante: no busquen sutilezas en su film, no esperen matices o ambigüedades; su denuncia es un grito ante el cual nadie puede permanecer indiferente. Un juego permanente de paralelismos, oposiciones y contrastes va llevando firmemente el hilo del proceso de entrega hacia sus consecuencias, que él denuncia como un genocidio social: las imágenes de la miseria en la que está hundido el pueblo argentino, y sobre todo las de los chicos desnutridos en Tucumán, son de una crudeza ante la cual sobran las palabras.

Memoria del saqueo es un rescate de la memoria reciente, y está muy lejos de los numerosos documentales que surgieron al calor de los días de furia de la crisis que estalló a fines de 2001. Durante esas jornadas, era habitual verlo a Pino filmando las manifestaciones, los cacerolazos frente a los bancos, las asambleas populares y toda forma de resistencia civil. Algunas de esas imágenes pueblan este film, y otras estarán en uno próximo, pues Solanas considera a éste como la primera entrega de un díptico sobre la crisis argentina. Pero a diferencia de aquellos documentales realizados bajo el imperio de la urgencia, aquí se aprecia el oficio del cineasta. No en vano Solanas y su célebre La hora de los hornos constituyen un hito del documentalismo argentino clásico (y digo clásico porque a partir de “no ficciones” como Los rubios, de Albertina Carri, empezamos a pensar otras formas, tanto o más interesantes, de encarar lo documental). Treinta años después, Memoria del saqueo viene a confirmarlo.

türkçe altyazılı ( ispanyolca ) / english subtitled ( spanish ) !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/117623210/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part1.rar
http://rapidshare.com/files/117623173/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part2.rar
http://rapidshare.com/files/117623269/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part3.rar
http://rapidshare.com/files/117623165/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part4.rar
http://rapidshare.com/files/117623335/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part5.rar
http://rapidshare.com/files/117623225/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part6.rar
http://rapidshare.com/files/117623202/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part7.rar
http://rapidshare.com/files/117622979/MEMORIA_20DEL_20SAQUEO.part8.rar

türkçe altyazı / turkish subtitle:

http://divxplanet.com/sub/s/66143/Memoria-del-saqueo.html

ingilizce altyazı / english subtitle:

http://www.opensubtitles.org/en/subtitles/180833/memoria-del-saqueo-en

hayvan özgürlük cephesi eylemde – animal liberation front on action

Posted in hayvan özgürlüğü ( animal liberation ) on Kasım 29, 2008 by anticopyrighttr

ALF‘nin Tarihi:

Hayvan Kurtuluş Cephesi; köklerini 1960‘ların İngiltere‘sinden almaktadır. O zamanlar bir grup insan orada avlanmaları sabote etmeye başlamışlardır. Av Sabotörleri Derneği (Hunt Saboteurs Association) adındaki bu grup, yanlış iz kokularını yayıyor, av köpeklerini yanlış yöne göndermek için avlanma borusunu üflüyor ve hayvanları güvenli yerlere kovalıyorlardı.

1972‘de, İngiltere‘nin her yerindeki geleneksel avlanmaların etkili bir şekilde sona ermesinden sonra, Av Sabotörleri üyeleri daha militan eylemlere ihtiyaç olduğuna karar verdiler ve bu yüzden Merhamet Takımı‘nı kurdular. Silahlara zarar vererek ve avcı arabalarının camlarını kırarak ve lastiklerini patlatarak sabote etmeye doğru gittiler. Fok avlama botlarından ilaç laboratuarlarının yakılmasına kadar değişik biçimlerdeki hayvan sömürüsüyle savaşmaya da başladılar. 1975‘te iki Merhamet Takımı üyesinin hapse atılmasından sonra, söz yayıldı, destek büyüdü, ve Hayvan Kurtuluş Cephesi 1976‘da ortaya çıktı.

ALF‘ler Kimlerdir?

Hayvan Kurtuluş Cephesi üyeleri kendi özgürlüklerini kaybetme riskini göze alarak hayvan zulmünü durdurmak için doğrudan eylerler. Doğrudan Eylem hayvan özgürleşmesini meydana getiren yasadışı eylemleri ifade eder. Bunlar çoğunlukla iki biçimdedir: Hayvanları laboratuarlardan veya diğer sömürü merkezlerinden kurtarmak veya hayvan sömürücülerine ekonomik zarar vermek. ALF etkinliklerinin yasadışı doğası nedeniyle, aktivistler isimsiz bir biçimde çalışırlar ve ALF formal bir örgüt değildir. Ne ofis, ne lider, ne gazete ve ne de resmi üyelik vardır. ALF anahatlarına göre doğrudan eylem gerçekleştiren her hangi birisi bir ALF üyesidir.

Hayvan Kurtuluş Cephesi Ana Hatları:

1. Hayvanları kürk çiftlikleri, laboratuvarlar, fabrika çiftlikler vs. gibi sömürü merkezlerinden özgürleştirmek, ve onların acı çekmeyeceği kendi doğal yaşamlarını sürdürebilecekleri
iyi yuvalara yerleştirmek.

2. Hayvanların ıstırabından ve sömürüsünden kar elde edenlere ekonomik zarar vermek.

3. Şiddetsiz doğrudan eylemler ve özgürleştime eylemleri gerçekleştirerek kilitli kapılar ardında hayvanlara karşı işlenen dehşet ve iğrençliği açığa vurmak.

4. Herhangi bir insan veya bir hayvanı yaralamamak ve incetmemek için bütün zorunlu önlemleri almak.

The Animal Liberation Front (ALF) carries out direct action against animal abuse in the form of rescuing animals and causing financial loss to animal exploiters, usually through the damage and destruction of property.

The ALF’s short-term aim is to save as many animals as possible and directly disrupt the practice of animal abuse. Their long term aim is to end all animal suffering by forcing animal abuse companies out of business.It is a nonviolent campaign, activists taking all precautions not to harm any animal (human or otherwise).

Because ALF actions may be against the law, activists work anonymously, either in small groups or individually, and do not have any centralized organization or coordination.


The Animal Liberation Front consists of small autonomous groups of people all over the world who carry out direct action according to the ALF guidelines. Any group of people who are vegetarians or vegans and who carry out actions according to ALF guidelines have the right to regard themselves as part of the ALF.


The ALF guidelines are:


1. TO liberate animals from places of abuse, i.e. laboratories, factory farms, fur farms, etc, and place them in good homes where they may live out their natural lives, free from suffering.

2. TO inflict economic damage to those who profit from the misery and exploitation of animals.

3. TO reveal the horror and atrocities committed against animals behind locked doors, by performing non-violent direct actions and liberations.


4. TO take all necessary precautions against harming any animal, human and non-human.


5. To analyze the ramifications of all proposed actions, and never apply generalizations when specific information is available.


video ingilizcedir.ancak daha önceden yayınladığımız çalışmalarda olduğu gibi, görüntüleri izlediğinizde sebep- sonuç ilişkisi açıkça ortaya konulmuş. ingilizce bilmenize gerek bırakmayan bir çalışma. / the action video is in english.you needn’t know english very well to understand.just watch!!

online izle / watch online:

http://video.google.com/videoplay?docid=8676149089490475412

indir / download:

http://eh.vp.video.l.google.com/videodownload?version=0&secureurl=TQAAAPCJvF_4s1NDfOZ9Zcm0toZorLeNjE4N5BXda3M4c69u3JGlFmi8qVgtiNHHVGALES73x93oJgZjXbQlwAoOqR68i-TLuk6h0DCNPfWKw48C&sigh=0mgYCcVBtmZNbNLY7ZtUH16ltbg&rdc=1

ret:1111 vicdani ret belgeseli / refuse:1111 a documentary about conscientious objection in turkey

Posted in Anti Militarzim (Anti Militarism) on Kasım 29, 2008 by anticopyrighttr

yönetmen/director: Cüneyt Şekerci, Hasan Çimen

yapım yönetmeni/executive producer: Cüneyt Şekerci, Hasan Çimen
kameraman/camera: Nalan Ulutürk, Ergün Demir, Özlem Güngör
müzik/music: Özgür Yalçın
metin/script: Hasan Çimen, Ahmet M. Öğüt
kurgu/editing: Ümit Kıvanç
animasyon/animation: Emrah Ablak, Tan Yücel, Ahmet Öğüt

1111 sayılı askerlik kanununun 1. maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkek, işbu kanun mucibince askerlik yapmağa mecburdur.”

“Ret 1111: Savaşın insan kaynaklarını kurutun!” Film 2000 yapımı ve 20 dakikalık bir belgesel. Türkiye’de ve dünyadaki savaş karşıtı hareketin kısa tarihini; antimilitaristler, vicdani retçiler ve savaş karşıtı aktivistler ile yapılan röportajlar ve belgeler eşliğinde anlatıyor.
Yönetmen hakkında :1972, İzmit doğumlu Hasan Çimen, 1999’dan beri aktif olarak İstanbul Anti-Militarist İnsiyatifi’nde çalışmaktadır. 15 Mayıs 2000 Dünya Vicdani Retçiler gününde vicdani reddini açıklayarak Türkiye’deki ilk savaş karşıtı belgeselin çekimlerine başladı. Halen aktif olarak savaş karşıtı.

refuse1111 is about:

“Military law / Law number : 1111 – Every man which is a citizen of Turkish Republic must have to complete military service.”

Short documentary about organizations of conscientious objection in Turkey. Interviews from members of IAMI (Istanbul Antimilitarist Initiative)
belgesel türkçedir.the documentary is in turkish.if you’ re interested, please leave a reply, we’ ll find the english subtitled.
online izle – indir / watch online – download:
http://www.archive.org/details/ret_1111_vicdani_red_belgeseli_conscientious_objection

indir / download:
http://www.zshare.net/download/520304955bb5e586/
ingilizce altyazı / english subtitle:
http://www.zshare.net/download/57724759ff02acca/

"burası ingiltere", film – "this is england", the movie

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism) on Kasım 29, 2008 by anticopyrighttr

YIL 1983. İngiltere. Film 80li yıllara ait gerçek görüntülerle(kompakt diskler, kavga eden gençler, prenses diana, sürü halinde koyunlar ve sıra halinde askerler) giriş yaptıktan sonra yoksul bir evde 12 yaşındaki Shaun’un uyanışıyla beraber radyodan duyulan “sosyalizm gençlerin geleceği için tehlike oluşturuyor” cümlesiyle kendimizi filmin içinde buluruz.

12 yaşında babasını faukland savaşı’ nda kaybetmiş bir çocuk olan shaun, bir gün karıştığı bir sokak kavgası sonrasında dazlaklardan oluşan bir sokak çetesinin arasına girer.kimseye zararı vermeden kendi hallerinde takılan bu grubun içinde zenci bir üye de dahil olmak üzere çeşit çeşit insan bulunmaktadır.

fakat bir gün liderleri olan woody’ nin hapisten yeni çıkan bir arkadaşlarının aralarına katılmasıyla her şey değişecektir.combo, hapiste geçirdiği yıllarda radikal bir faşist olmuştur. İngiltere’ nin sadece beyaz ingilizlere ait olduğu düşüncesi ile grubun üyelerini faşist harekete katılmak için yönlendirmeye çalışır ve büyük ölçüde başarılı olur.

daha sonrasında ise özellikle oyunculuklarıyla göz dolduracak sahici ve sert bir filmle boğazınız düğümleniyor…işsizliğin, yoksulluğun, toplumsal çözülmenin ve iletişimsizliğin faşizmi, ırkçılığı nasıl meydana getirdiğini, kapitalist düzende alt kesimdeki insanların yoksulluklarını ötekini (zenci, pakistanlı, müslüman vb.) ortadan kaldırmaya çalışarak nasıl birbirine düştüğünü ve bunun sonucunda yakın saydığı insanları, arkadaşlarını kan revan içinde bırakırken nasıl gözyaşlarına boğulduğunu görecekesiniz…özellikle ülkemizde de son dönemde artış gösteren ırkçı eğilimlere inat yönetmen SHANE MEADOWS filmin sonunda tarafını açıkça belli ediyor ve ırkçılığın, faşizmin, nazizmin bayrağını sulara gömüyor…bir politik sinema başyapıtı olarak THİS İS ENGLAND’ın mutlaka izlenilmesi gerekiyor…

This is England is the story of a small town skinhead gang in 1983 set against the backdrop of the Falklands War.

Shane Meadows, the director, was a school drop-out from Uttoxeter in the Midlands. He himself joined a skinhead gang and later flirted with the National Front (NF) as they in turn flirted with the “Oi” bands of the early 1980s. As with his previous films, This is England focuses on the nature of violence and bullying in society.

The film uses archive footage, such as a British soldier with his leg blown off at the knee being carried on a stretcher. Margaret Thatcher’s role in glorifying the war is clearly stated. Meadows wants us to see that when the state conducts violent wars abroad, we should not be surprised if violence rears its ugly head at home.

This theme also makes the film eerily contemporary. The demonisation of youth over guns, gangs and stabbings is a reflection of the deep-seated violence of state sponsored wars.
The most remarkable thing about the film is the directing and acting. The lead character Shaun is played by 13 year old Attention Deficit Disorder sufferer Thomas Turgoose. Prior to this film the closest he had got to acting was being rejected for the role of an extra in the school play. Turgoose gives an amazing performance as a boy who falls into a gang of older skinhead youths who befriend him.


This and a similar casting approach for the rest of the gang give the film a wonderful feeling of authenticity. There are no famous actors, no Hollywood stars. The scenes, houses and clothes are perfectly designed to recreate small town life.

Refreshingly this gang of youths is portrayed sympathetically. Their skinhead identity is more about music and fashion than anything else, as can be seen by the ethnic and gender diversity in the group. There is a hierarchy but also friendship, sensitivity and some solidarity. We can see that their anti-social behaviour is a reflection of their position in the class-ridden, unequal and hopeless society created by Thatcherism.

Combo, one of the gang members, returns home from prison with poisonous racist ideas which split the gang down the middle. The consequences are grim and for Shaun it becomes a defining moment in his life. The racism is frighteningly realistic. When he takes the gang to an NF meeting in a seedy backwater pub, the speaker arrives in a smart suit and a Jaguar.

One of the pivotal scenes is when Combo is rejected in a case of (unsurprisingly) unrequited love. We are asked to consider whether Combo’s racism is actually a product of his own ingrained insecurities and damaged childhood, or mental illness.

On the face of it this can seem like a cop-out. Racism and fascism are not products of mental illness but of deeply divided capitalist societies. Where people face uncertain futures and unrelenting poverty, they will seek explanations.

Der 12-jährige Shaun ist ein biederer Außenseiter. Seine Hosen, seine Schuhe, seine Haare – alles an ihm ist uncool. Das lassen ihn seine Mitschüler ständig spüren. Doch das Blatt wendet sich, als eine Truppe von Skinheads den Zwölfjährigen unter ihre Fittiche nimmt. Zum ersten Mal fühlt Shaun sich akzeptiert und geborgen in der Clique. Mit neuem Outfit, Doc Martin’s, geschorenem Kopf und einer ganzen Gang hinter sich ist der vaterlose Halbwaise plötzlich jemand – er gehört dazu. Als eines Tages der wesentlich ältere Combo nach mehrjähriger Haft vollgepumpt mit rassistischer Propaganda und Fremdenhass wieder auftaucht und die Führung der Gruppe an sich reißt, folgt Shaun ohne zu zögern dem neuen Übervater in die Reihen der rechtsradikalen Nationalen Front.

türkçe altyazı, ingilizce orjinal / turkish subtitled, ENGLISH ORGINAL!!

http://rapidshare.com/files/94627535/This_Is_England.part1.rar
http://rapidshare.com/files/94651471/This_Is_England.part2.rar
http://rapidshare.com/files/94666964/This_Is_England.part3.rar
http://rapidshare.com/files/94682280/This_Is_England.part4.rar
http://rapidshare.com/files/94694315/This_Is_England.part5.rar
http://rapidshare.com/files/94707727/This_Is_England.part6.rar
http://rapidshare.com/files/94906907/This_Is_England.part7.rar
http://rapidshare.com/files/94922456/This_Is_England.part8.rar

ödüller / awards :
http://www.imdb.com/title/tt0480025/awards

kropotkin – ekmeğin fethi – .pdf

Posted in e-kitap ( e-book ) on Kasım 28, 2008 by anticopyrighttr

9 Aralık 1842’da Moskova’da doğdu. Babası Prens Aleksei Kropotkin; annesi ise Yekaterina Nikolaevna’dır. 1846’da anneleri veremden ölünce, Peter ve kardeşleri daha katı olan babaları tarafından büyütülür.

Kropotkin Ağustos 1857’de onbeş yaşındayken St. Petersburg’daki Pages Taburuna katılır. Bu taburda çoğunluğu soylu sınıfından 150 genç eğitim görmektedir. Kropotkin sınıf arkadaşları ile ilişkilerini geliştirmekte zorlanır; taburdan ayrıldığı 1862’ye kadar zamanının büyük bir bölümünü kitap okumaya, mektup yazmaya ve dergi çıkarmaya ayırır.

Pages Taburu mezunlarının Rus ordusunda istedikleri yerde göreve gitme hakları bulunmaktaydı. 1862’de mezun olan Kropotkin ise Sibirya’yı tercih etti. Böylece on yıl sürecek bir gezginlik dönemi başlamış oldu. Sibirya’da aldığı görevler Kropotkin’de hükümete karşı bir hayalkırıklığı oluşmasına neden oldu.

1864’de işinden istifa etmeyi düşündüğü bir sırada, kendisine Mançurya’nın coğrafik araştırmasına katılması teklif edildi. Teklifi kabul eden Kropotkin 1865 yılında kendisini tamamen bu coğrafi araştırmaya adadı.

Kropotkin 1867 Nisan’da nihayet ordudan ayrıldı; ve Irkutsk’u terk ederek St. Petersburg’a döndü. Burada Merkezi İstatistik Komitesi’nde çalışmaya başladı. Bir taraftan da Coğrafya Topluluğu için yaptığı çalışmalara devam ediyordu. Üniversiteye kayıt yaptırdı, ama mali sorunlar yüzünden mezun olamadı. 1868-1870 yıllarında zamanını tamamiyle coğrafya çalışmalarına ayırdı.

1871 Sonbaharında babası ölür. Aynı yıl Kropotkin kamu görevlerinden ayrılır. İmparatorluk Coğrafya Topluluğu ona sekreterlik görevi teklif eder. Bu onun yaşındaki birisi için büyük bir onur sayılan bir görevdir; ancak Kropotkin orada yapacağı kariyeri boşa geçirilmiş olarak değerlendirerek, teklifi reddeder.

1871 Paris Komünü’nün etkisi ile işçi hareketlerine olan ilgisi artar; işçi hareketleri hakkında daha çok şey öğrenmek için yurtdışına seyahat etmeye karar verir. 1872 Şubat’ta Rusya’dan ayrılarak İsviçre’ye hareket eder. Zürih’e varır varmaz hemen Enternasyonal’in yerel şubesine üye olur. Ancak bir süre sonra daha radikal olan Jura Federasyonu’nun Neuchatel’deki merkezini ziyaret eder. Buradaki izlenimleriyle anarşizmi benimser.

Kropotkin 1872 Mayıs’ta Rusya’ya döner; nihilistlerin liderliğindeki Chaikovski Çevresi içinde devrimci görüşlerin yayılmasında önemli bir rol üstlenir.

1873 yılında Peter Kropotkin tutuklanarak hapse atılır; 1876’da İngiltere’ye kaçar. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra İsviçre’ye giderek Jura Federasyonuna katılır. 1877’de Paris’e gider; burada sosyalist hareketin başlatılmasına katkıda bulunur. 1878’de İsviçre’ye döner; Jura federasyonunun devrimci gazetesi Le Révolté’ye yazılar yazar.

1881’de, Çar II. Alexander’ın suikaste uğramasından kısa bir süre sonra Kropotkin İsviçre’den sınırdışı edilir. Thonon (Savoy)’da kısa bir süre kaldıktan sonra Londra’ya gider. Burada bir yıl kadar kaldıktan sonra 1882’nin sonlarına doğru tekrar Thonon’a döner. Burada Fransız hükümeti tarafından tutuklanır. Lyon’da yapılan duruşmada Enternasyonal üyesi olduğu gerekçesiyle beş yıl hapis cezasına çarptırılır. 1886’da serbest bırakılınca Londra’ya yerleşir. Aynı yıl Sibirya’ya sürgün edilen kardeşi Alexander intihar eder.
1890′ larda zamanının çoğunu yazmakla geçirir; kitaplarında anarşist-komünizmi teorisini geliştirmeye çalışır. 1897 ‘de Kanada ve ABD’yi ziyaret eder. Amerikan dergisi Atlantic Monthly anılarını basmayı kabul eder.

1901-1909 yılları arasında daha çok Rusça yazılar yazar. 1905 devriminin başarısızlığa düşmesi hayal kırıklığına uğramasına yol açar.

1909’de İsviçre’ye döner; Lena altın madenlerinde 270 işçinin katledilmesi olayının gündeme getirilmesi için çalışır. Ancak bu çabaları Birinci Dünya Savaşı ile kesintiye uğrar.
Birinci Dünya Savaşı sırasında açıkça Almanya’ya karşı tavır alır. Bu tavrı birçok kişi tarafında sert şekilde eleştirilir; Errico Malatesta gibi pek çok anarşist bu dönemde Kropotkin’den uzaklaşır.

Peter Kropotkin 8 Şubat 1921’de öldü. Lenin’in kişisel izni ile Novodevichy mezarlığında anarşistler tarafından büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Bu anarşistlerin kitlesel olarak Rusya’daki son bir araya gelişi oldu.

this post contains “the conquest of bread” by p. kropotkin; it is in turkish.

indir:

http://rapidshare.de/files/48341188/ekmegin_fethi-kropotkin.rar.html

"dersim’ 38" belgeseli – a documentary about genocide commited in dersim in 1938

Posted in Belgesel (Documentary), etkinlik-eylem-anma, Faşizm (Fascism), insan hakları (human rights), yakın tarih ( near history ), şehir ve direniş ( city and resistance ) on Kasım 27, 2008 by anticopyrighttr

yapım tarihi : 2006
süre : 00:68:00
türü : belgesel
yönetmen : çayan demirel
danışman : ali naki gündoğdu
kurgu : ali haydar güler
müzik : metin kemal kahraman

“Dersim’38’in üzerinden 70 yıl geçti. Resmi rakamlar sayı olarak 12 bin deseler de, genç-yaşlı-çocuk ayırt edilmeksizin öldürülen insan sayısının 70 binden az olmadığı söylenmektedir.

Katliamdan sağ kurtulan Dersimliler, katliam yıllarında neler olup bittiğinin ayrıntılarını hiçbir zaman tam olarak anlatmadılar, anlatamadılar.Katliamı ağıtlara konu ettiler.

Ve Dersim ’38, 70. yıldönümünde hâlâ kanayan bir yaradır. Dersimliler, hiçbir zaman bu olaydan dolayı başka halklara, Türk halkına düşman olmadılar. Yüreklerinde tanımsız bir acıyı bütün sıcaklığıyla her zaman yaşasalar da bunu bir kin ve nefret konusu haline getirmediler. Fakat katliamdan sonra da yürütülen bütün sistemli asimilasyon politikalarına rağmen bu olayı asla unutmadılar.

Kendi geçmişini sorgulamayan ve bu sorgulamanın gereğini yapmayan bir ülke, bir halk ve düşünce asla özgür olamaz.

Peki, Dersim’de 1937-38 yıllarında neler yaşandı?Dersim bu katliama dili, kültürü, inancı nedeniyle uğradı. Bu değerlerini bugün de sahiplenmeye devam ediyor ve varlığının inkâr edilmesine karşı duruyor.Türkiye’de rejimin Kürt ve Alevi sorunu konusundaki inkârcı zihniyet ve tutumunu sürdürmekteki ısrarı, yüreklerimizdeki Dersim ’38 yarasını daha da kanatmaktadır.

Türkiye’deki rejimin Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı katliamlarla yüzleşmekten kaçınması, bir demokrasi ve özgürlükler çağı olması gereken bu çağda, hâlâ farklı dillere, kültürlere, inançlara düşmanlık yapması sorununu doğurmaktadır.

Türkiye’deki rejimin Dersim ’38’le yüzleşememesi,katliama karşı direndiği için asılarak katledilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarını ne yaptığını dahi açıklamaktan kaçınması, nasıl bir rejim ve zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir.

Bizler, Türkiye Cumhuriyeti devletinden, Dersim ’37-38’ de neler olduğunu bütün açıklığıyla itiraf etmesini istiyoruz, ki bunu istemek bizim hakkımız.Yine yakılarak külleri havaya savrulan Seyit Rıza ve yedi yoldaşının naaşlarına ne yaptıklarının açıklanmasını istiyoruz. Ancak bu şekilde hayatımızın bu kâbustan kurtulacağına ve rahat bir nefes alabileceğimize inanıyoruz.Dünyada çağdaş bir demokrasi inşa etmiş bütün ülkeler kendi tarihleriyle yüzleşmişlerdir. Türkiye ’nin tam ve gerçek bir demokrasiye geçebilmesinin olmazsa olmaz şartının kendi gerçekleriyle yüzleşmek olduğunu göstermektedir.

1937-38 yılları arasında Dersim ’de bir insanlık suçu işlenmiştir. Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı Dersim, katliama dayalı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmek istenmiştir.Dolayısıyla hiç kimse bizden bu gerçekleri unutmamızı ve unutturmamızı beklemesin. Bu günün anısına, Seyit Rıza’nın idamı öncesinde söylediği şu sözleriyle bitirmek istiyorum:’Evlâd-ı Kerbela’yız, bîhatayız. Ayıptır, zulümdür bu, katliamdır.’ Dersim’in 70. yıldönümünde; zulüm ve katliamların olmadığı, kardeşçe barış içinde yaşanılır bir Türkiye dileğimle…”ferhat tunç – taraf gazetesi

In order to create a Turkish nation from above, Turkish nationalists waged a campaign against non-Turkish and non-Muslim elements of the empire.The First World War served as an excuse for the Young Turks, then the Turkish goverment, to exterminate Armenians. It was a deliberate and sustain war, in the course of which hundreds of thousands Armenians, Assyrians and Greeks had been ruthlessly killed or forced into exile.The collapse of the Ottomans had left a power vacuum, filled by another section of the Turkish nationalists, called Kemalists at a later time.In 1937-38, i.e., at a time when world attention was focused on the Second World War, the Turkish nationalists commited another genocide. This time the victims were Dersimis, who are also known as Kızılbash or Alevis. Approximately 40.000-70.000 of them were killed and thousands were taken into exile. The Dersim Genocide of 1937-1938 was on one hand a continuation of the Kızılbash extermination of the Ottoman times and also an extermination of an ethnically distinct and separate people from Turks.

türkçe,tanıklıklarda zazaca (türkçe altyazılı) / turkish – zazaki (no english subtitle)

online izle / watch online:

http://video.google.com/videoplay?docid=-7893147585919394185&ei=FvAvSfG-

indir / download:

http://vp.video.google.com/videodownload?version=0&secureurl=pwAAAJqqXqPttNx7rX3l68R-nQv3s20Zu1TDfFEbP9FcNaU8goZs0snJrpVzzjWIcpOAalISX9XgFd-Rc2ZXQHoEaNRdJ25hknL6uZ8uDEvzJi2548HTKMsdKdUxmF9aJAH4WVTBTgS2gLisnmaldcyyxRFoxR342uzGpx7iJmBKu49KP1yZKex0AEQdbiO46v_qFPLqD3xJWsIQbHqWAWOhpviDvXnOklOwWaszqHdtYeiV&sigh=zL6TCP3CU0xE_SnNNp–ABKdd7U&begin=0&len=4200072&docid=-7893147585919394185

p.j proudhon – "makaleler" – .pdf

Posted in e-kitap ( e-book ) on Kasım 27, 2008 by anticopyrighttr

yazarı: p. j. proudhon
çeviren: m tüzel
yayınevi: birey yayınları
yayın yeri: istanbul
yayın yılı: 1992 –>dili: türkçe

1802 yılında Fransa’da dünyaya gelen Proudhon, küçük bir dükkan işleterek kısa sürede bağımsızlığını elde edebilmiş ve hatta birkaç tarla satın alabilmiş bir zanaatçı ailesinin oğludur.

Çocukluğunda sığırtmaçlık yapmış; sonra da burs alarak girdiği Besancon Krallık Koleji’nde parlak bir öğrenim görmüştür.

1837 yılında Genel Dilbilgisi Denemesi başlıklı bir eser yayınlayan ve lise diploması alan yazar, Basancon Akademisi’nin bütün hayat boyunca verdiği Suard Bursu ’ nu kazanacak; böylelikle de nispeten rahat yaşamak ve ailesine yardım etmek olanağına kavuşacaktır.

Fakat genç dostumuzun asıl yazarlığı, 1840 yılında yayınlanır-yayınlanmaz büyük bir yankı uyandıran “Mülkiyet Nedir ?” adlı kitabıyla başlayacaktır. İki yıl sonra çıkan “Mal Sahiplerine Uyarı” başlıklı eseri dolayısıyla kovuşturmaya uğrayacak olan Proudhon, ilk büyük eseri olan, “İnsanlıkta Düzenin Yaratımı Üzerine “başlığını taşıyan, felsefi görüşlerini açıklayan kitabını 1843 yılında yılında, ticaret görevlisi olarak çalıştığı Lyon’da yayınlatacaktır.

Paris’te olduğu gibi Lyon’da da hem devrimcilerle, hem de Ekonomiciler Derneği üyesi olan liberallerle sürekli ilişki kurmuş bulunmaktadır. Ne var ki, her iki düşünce grubu da Proudhon’un düşünsel açlığını doyuramamıştır. Nitekim 1846 yılında, toplum alanındaki kendi özgörüşlerini, “Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi” başlıklı eserde açıklayacaktır.

1848 yılında milletvekili seçilmesi mecliste rezalet çıkarmasına neden olan Proudhon, devrimci şiddet eylemcilerinden yana değildir aslında. Toplumu dönüşüme uğratmak için, 1849 yılı Şubat ayında kurmuş olduğu kendi Halkın Bankası ’na güvenmektedir. Ama iki ay sonra, Louis-Napoleon Bonaparte (III. Napolyon)’a karşı kaleme aldığı yazılarından dolayı üç yıl hapse mahkum edilecektir. Proudhon, bu tutukluluk dönemi sırasında evlenmiş, “Bir Devrimcinin İtirafları”(1849) ile “XIX. Yüzyılda Genel Devrim Anlayışı” başlıklı eserlerini yayınlamıştır.

1852 yılında hapisten çıkınca, “Toplumsal Devrimin Hükümet Darbesi Tarafından İspatlanışı” nı yayınlayarak, II. İmparatorluk rejiminin savunucuları arasında katılacaktır. Ama temel eseri sayılabilecek “Devrimde ve Kilisede Adalet Üzerine”nin yayınlanmasından sonra, dine ve ahlaka hakaret dolayısıyla yeni bir kovuşturmaya uğrayan Proudhon, 1853 yılında Bürüksel’e yerleşecek ve “Savaş ve Barış” adlı eserini orada yayınlayacaktır (1861). 1862 yılında Paris’e döndükten iki sene sonra da ölecektir.

türkçe e- kitap – turkish e- book, contains articles of proudhon.

indir:

http://www.zshare.net/download/5193158876ec2c88/