Haziran, 2009 için arşiv

dead society

Posted in Anarşizm (Anarchizm), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), primitivizm ( primitivism ) on Haziran 30, 2009 by anticopyrighttr

dead_society

John Zerzan ile yapılan bir röportaj etrafında odaklanan bir belgesel. Kitlesel teknolojik kültür gezegeni öldürüyor ve eğer hayatta kalacaksak, problemin köklerine bakmak zorundayız. Aynı zamanda alternatif veya “yeşil” teknolojiler gibi yanlış çözümlerden de sakınmalıyız.

Thomas Toivonen’s Dead Society cuts straight to the heart of the situation we’re in right now. The conclusion? We’re fucked! The mass technological culture is killing the planet and if we are to survive, we have to take alook at the roots of the problem. But also avoid false solutions like alternative or “green” technology.

The movie centers around an interview with john zerzan, anarcho-primitivist philosopher and author who give his view on the problem with civilization and what can be done about it. According to him it’s the reality and not ideas that will give way for a paradigm shift. That is, if people are provided with an alternative…

In total the film in its 55 minutes is a very welcomed addition to the not so large collection of green anarchist films. I think as many people as possible should see it, especially those who are hypnotized by living in the mad machinery of civilization. It’s a slap in the face, an eye opener, a shock; but also inspiring.

türkçe altyazılı / english !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/386390446/dead_society.part1.rar
http://rapidshare.com/files/386401967/dead_society.part2.rar
http://rapidshare.com/files/386415061/dead_society.part3.rar

6 – 7 eylül olayları / istanbul pogrom (events of september 6–7) / Σεπτεμβριανά

Posted in Belgesel (Documentary), yakın tarih ( near history ) on Haziran 29, 2009 by anticopyrighttr

6-7 eylüli

1955’in 6 Eylülü. Başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar’da Rumlara ve diğer gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. İki gün boyunca devam eden olaylarda birçok gayrimüslim yaralanırken, yaşamını yitirenler oldu. Maddi hasar ise çok büyük boyutlardaydı. Kalabalık güruhun önüne çıkan tüm dükkânlar, kiliseler yağmalanmıştı. Devletin kolluk kuvvetleri önceden haberdar oldukları halde herhangi bir müdahalede bulunmadan olayları izlemekle yetindiler. Olayların ardından birçok Rum ve gayrimüslim, sahip oldukları her şeyi geride bırakarak yaşadıkları alanları terk etmek zorunda kaldılar. Olayların tarihsel gelişimi, eski despotik devlet geleneği üzerinde yükselen yapının yeni sahiplerinin ihtiyaçlarıyla örtüşmekteydi.

Kapitalist üretim ilişkilerinin yeni yeni nüfuz etmeye başladığı Osmanlı devletinin son dönemine kadar, ticaret, ağırlıklı olarak gayrimüslim tebaanın eliyle yürüyordu. Bu olgu TC’nin kuruluş yıllarında da varlığını sürdürecekti. Lozan Konferansıyla “azınlık” statüsü verilen Rumlara ve diğer gayrimüslimlere, yeni gelişmekte olan Türk burjuvazisi bir taraftan gıpta bir taraftan da açgözlü bir kinle bakıyordu.

İyice gerilen ortamlarda olayları ateşleyen kıvılcım, ertesi gün saat 13:00’da devlet radyosundan duyurulan, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalı saldırıya uğradığı haberiydi. Dönemin istihbarat örgütü MAH’ın hizmetinde çalışan İstanbul Ekspres gazetesi aynı gün öğleden sonra yaptığı ikinci baskıda, olayı manşetten duyurarak haberin yayılmasını sağladı. Normalde 20-30 bin civarında tiraj yapan gazetenin ikinci baskısı, o dönemin teknik koşullarında hiç de kolay olmayan bir sayıda, 290 bin adet basılmıştı. Gazetenin dağıtımından hemen sonra KTC ve İYOTB’nin yönlendirdiği kalabalık güruh, akşam saatlerinde, kamyonlarla dağıtılan ve hepsi tek tip olan sopa, balta ve kazma gibi aletlerle Taksim’de toplanıp İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçtiler. Daha evvelden Rumlara ait olduğu tespit edilerek duvarları kırmızı haçlarla işaretlenmiş, tabelâsı yabancı dille yazılmış, Tünel’e kadar uzanan güzergâhta bulunan tüm mekânlar yağmalandı. Ev ve işyerlerine giren güruh içerisinden kimi yağmacılar “cana zarar verilmeyecek, sadece mala zarar verilecek” diye bağırıyorlardı. Kimi dükkân sahipleri yağmadan kurtulacakları düşüncesiyle vitrinlerine Atatürk’ün büstünü ve Türk bayrağını koymuşlardı.

İstanbul’un 52 yerinde, İzmir’de ve adalarda aynı anda gerçekleştirilen yağmalarla çok sayıda tarihsel yapı harabeye çevrildi. Yağmalanan bölgelerde yollar boydan boya kırılıp dökülmüş eşyalarla doluydu. Rumların mezarlarına dahi saldırılarak kemikler sokaklara saçılmış, yeni defnedilen cesetler parçalanmıştı. O dönem kendi evi de yağmalanan DP İstanbul milletvekili Aleksandros Haçopulos 12 Eylülde mecliste yaptığı konuşmasında, Büyük Ada’ya motorlarla gelen yaklaşık 300 kişilik bir grubun, polisin gözü önünde Rumlara ait ev ve işyerlerini tahrip ettikten sonra adadan ayrıldıklarını anlatır. Olayların patlak vereceğinden haberli olan ordu birlikleri ve polis, Rumların yoğun yaşadıkları yerlerde hazırlıklı olmalarına rağmen yağmacı kalabalığa herhangi bir müdahalede bulunmadılar. Kimi üniformalı polisler de yağmaya katılmıştı. Hatta yağmacılar tankları birer kürsü olarak kullanmışlardı.

İlk gün, gelişen ve yayılan olaylara dair hükümetten herhangi bir açıklama yapılmadı. Gece yarısı sıkıyönetim ilan edildiği duyuruldu. Ancak sabahın erken saatlerinde sıkıyönetim kaldırıldı.

6-7 Eylül Olaylarının üzerinden 40 yıl geçtikten sonra, o günlerde Özel Harp Dairesinde çalışan eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci Fatih Güllapoğlu ile yaptığı bir röportajda, “6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” diyecekti. Emekli generalin “amacına ulaştı” ile ne kastettiği, bugün azınlık nüfusunun durumuna bakıldığında ortaya çıkıyor. 6-7 Eylül 1955, gayrımüslim sermayeye el konulmasıyla, Türk kimlikli sermayenin palazlanmasında bir başka önemli basamak oldu. Olaylardan sonra Türkiye’deki Rumların sayısında önemli bir azalma gerçekleşti. 1924’teki sayımlarda 1 milyon olarak sayılan İstanbul nüfusunun 280 binini Rumlar oluşturuyordu. Bugünse bu sayının 1500-2000’e indiği görülüyor.

Istanbul Pogrom (also known as Istanbul Riots or Constantinople Pogrom; Greek: Σεπτεμβριανά (Events of September); Turkish: 6–7 Eylül Olayları (Events of September 6–7)), was a pogrom directed primarily at Istanbul’s Greek minority on 6-7 September 1955. The riots were orchestrated by the military’s Tactical Mobilization Group, the seat of Operation Gladio’s Turkish branch; the Counter-Guerrilla. The events were triggered by the news that the Turkish consulate in Thessaloniki, Greece—the house where Mustafa Kemal Atatürk was born in 1881—had been bombed the day before. A planted bomb had gone off in the consulate’s garden, but the photographs depicting the event in the Turkish press were composites, and the reports exaggerated the damage (in actuality, one broken window).

A Turkish mob, most of which was trucked into the city in advance, assaulted Istanbul’s Greek community for nine hours. Although the mob did not explicitly call for Greeks to be killed, over dozen people died during or after the pogrom as a result of beatings and arson. Jews and Armenians were also targeted.

The pogrom greatly accelerated emigration of ethnic Greeks (Turkish: Rumlar) from the Istanbul region, reducing the 135,000-strong Greek minority before the attack to about 7000 by 1978. The 2008 figures released by the Turkish Foreign Ministry places the current number of Turkish citizens of Greek descent at the 3,000-4,000 mark, up from about 2,000 at the turn of the 21st century.

Some see the pogrom as a continuation of a process of Turkification that started with the decline of the Ottoman Empire, rather than being a contemporary, bilateral issue. To back this claim they adduce the fact that roughly 40% of the properties belonged to other minorities.

The material damage was considerable, with damage to 5317 properties. Among these were 4214 homes, 1004 businesses, 73 churches, 2 monasteries, 1 synagogue, and 26 schools. The Greek-owned portion is: 4,348 businesses, 110 hotels, 27 pharmacies, 23 schools, 21 factories, and 73 churches and over 1,000 homes.

Estimates of the economic cost of the damage vary from Turkish government’s estimate of 69.5 million Turkish lira (equivalent to 24.8 million US$, the British diplomat estimates of 100 million GBP (about 200 million US$), the World Council of Churches’ estimate of 150 million USD, and the Greek government’s estimate of 500 million USD.

türkçe / turkish !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/115565965/Unutulma67Ey.part1.rar

http://rapidshare.com/files/115569355/Unutulma67Ey.part2.rar

http://rapidshare.com/files/115572732/Unutulma67Ey.part3.rar

http://rapidshare.com/files/115575866/Unutulma67Ey.part4.rar

http://rapidshare.com/files/115578913/Unutulma67Ey.part5.rar

http://rapidshare.com/files/115581848/Unutulma67Ey.part6.rar

http://rapidshare.com/files/115584988/Unutulma67Ey.part7.rar

işgal / the take

Posted in Anarşizm (Anarchizm), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), emek hareketleri ( worker movements ), uluslararası para fonu - dünya bankası ( imf - wto ), yakın tarih ( near history ), şehir ve direniş ( city and resistance ) on Haziran 29, 2009 by anticopyrighttr

the take

Buenos Aires’in kenar mahallelerinde, otomobil yedek parçası üreten bir fabrikanın işsiz kalmış 30 eski çalışanı, terkedilmiş fabrikaya girer, uyku tulumlarını açar ve oradan çıkmayı reddederler. Tüm istedikleri, sessiz makinaların tekrar çalışmasıdır. Ancak bu basit “işgal” eylemi, küreselleşme tartışmalarının kendi etrafında dönmesini sağlayacak bir güce sahiptir. Kanada’nın sözünü sakınmayan önemli gazetecilerinden biri olan Yönetmen Avi Lewis ve çok satan uluslararası bir kitabın (No Logo) yazarı senarist Naomi Klein, İşgal filmiyle 21. yüzyıl için radikal bir iktisadi manifestonun öncülüğünü yapıyorlar.

The Take is a documentary film by Avi Lewis and Naomi Klein released in 2004.
It tells the story of workers in Buenos Aires, Argentina who reclaim control of a closed Forja auto plant where they once worked and turn it into a worker cooperative, or as could be argued, a working model of anarcho-syndicalism.

türkçe altyazılı / english !!!

indir / download (700 mb) :

http://anarchism.org/videos/en/the_take.avi

türkçe altyazı / turkish subtitle:

http://rapidshare.com/files/380803253/the_take.rar

ya da / or:

http://www.mediafire.com/?zmzmdmjm4fa

ps:

all credits to the “theyliewedie” ; thanks comrades…

berkeley in the sixties

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), yakın tarih ( near history ), şehir ve direniş ( city and resistance ) on Haziran 27, 2009 by anticopyrighttr

berkeley

Üniversitelerin devasa bürokratik kurumlar olduğunu düşünen öğrenciler, üniversitelerde düzeltim için harekete geçerler. Öte yandan kampüs yönetimi düzeltimiyle sınırlı kalmadıkları yerlerde öğrenciler, 1960′lı yıllarının Amerika toplumunu yeniden politize ederek aydınların ilgilerini sosyo-ekonomik konulara çekerler. Gençlerin amacı, ülke içindeki ve dışındaki sömürü ve adaletsizliğe karşı çıkmaktır. Mark Rudd, öğrencilerin savaş karşıtı harekete katılmadaki amaçlarını şöyle açıklar: “Üniversitelerde işgale katılan her militan, ırkçılığa, emperyalizme ve Vietnam’dan Harlem’e oradan Columbia’ya kadar bütün insanları sömürmek ve ezmek isteyen bir sisteme duydukları öfke için orada bulunduğunu biliyordu.

Berkley, 1960 yıllarındaki öğrenci hareketlerinde, Vietnam savaşı karşıtı kampanyalarda aktif bir rol oynamış bir şehir.  Ayrıca Hippie akımının başladığı merkezlerden biri.Mark Kitchell’in filmi, öğrenci ayaklanmalarının yaşandığı 60’lı yıllarda ABD’de bu siyasi patlamanın merkezi olan Berkeley Üniversitesi’ndeki olayları 60’ların görüntüleri ve röportajlarla anlatıyor.

Berkeley in the Sixties (1990) is adocumentary film by Mark Kitchell. The film features Mario Savio, Todd Gitlin, Joan Baez, the Rev. Dr. Martin Luther King Jr., Huey Newton,Allen Ginsberg, Gov. Ronald Reagan and the Grateful Dead. The documentary highlights the origins of the Free Speech Movement and the development of the counterculture of the 1960s in Berkeley, California.

The 1960’s alumni of the Berkeley campus tell their stories about how the quiet school became the site of massive political activism on the part of students fighting for their right of political expression on campus and then against the Vietnam War.

TÜRKÇE ALTYAZILI / ENGLISH !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/174969588/Berkeley_in_the_Sixties.part1.rar

http://rapidshare.com/files/174982296/Berkeley_in_the_Sixties.part2.rar

http://rapidshare.com/files/174995101/Berkeley_in_the_Sixties.part3.rar

http://rapidshare.com/files/175010116/Berkeley_in_the_Sixties.part4.rar

http://rapidshare.com/files/175023055/Berkeley_in_the_Sixties.part5.rar

http://rapidshare.com/files/175033862/Berkeley_in_the_Sixties.part6.rar

http://rapidshare.com/files/175128759/Berkeley_in_the_Sixties.part7.rar

http://rapidshare.com/files/175141040/Berkeley_in_the_Sixties.part8.rar

türkçe altyazı/ turkish subtitle:

http://rapidshare.de/files/48819277/60larda_Berkeley.rar.html

fast food nation – eric schlosser ( e- book )

Posted in Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), e-kitap ( e-book ), küreselleşme ( globalization ) on Haziran 25, 2009 by anticopyrighttr

fast food nation

Bir hamburger mönüsünde neler var? Cevabınız hamburger, buz gibi bir kola ve kızarmış patates ise kesinlikle yanılıyorsunuz. Çünkü Eric Schlosser ‘Hamburger Cumhuriyeti’ adlı kitabında Amerikan fast food kültürünün karanlık yüzünü ibret verici delillerle ortaya çıkarıyor. Yazara göre hamburgerle sembolleşen fast food kültürünün suç listesi oldukça kabarık.

Schlosser’in birçok faili meçhul olayı çözen kitabına göre yeni yüzyılın en büyük bu suç makinesi Kaliforniya’da doğdu ve Hollywood şirketleriyle kurduğu kurnaz ittifakla ilk önce tüm dünyaya görüntüsünü yaydı. İnsanlar tarafından tadı ve kokusu çok merak edilince de taarruza geçerek dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaştı. Schlosser, pek çok dile çevrilen ve yayımlandığı her ülkede büyük yankılar uyandıran kitabını yazarken de bir dedektif gibi davranıp fast food kültürünü, doğuşundan hızlı servis mucizesinin icadına, kullanılan malzemelerin nasıl elde edildiğinden onları bu kadar lezzetli kılan katkı maddelerine, hayvan çiftlikleriyle ilişkilerinden küreselleşme projesine kadar her yönüyle incelemiş. Sonuçta da ortaya her ne kadar yazarı ‘Amacım felaket tellallığı yapmak değil’ dese de oldukça ürkütücü gerçeklerle dolu bir kitap çıkmış. ( NOT: Aşağıdaki filmin senaryosu bu kitaba dayalıdır. )

Schlosser’s incisive history of the development of American fast food indicts the industry for some shocking crimes against humanity, including systematically destroying the American diet and landscape, and undermining our values and our economy. The first part of the book details the postwar ascendance of fast food from Southern California, assessing the impact on people in the West in general. The second half looks at the product itself: where it is manufactured (in a handful of enormous factories), what goes into it (chemicals, feces) and who is responsible (monopolistic corporate executives). In harrowing detail, the book explains the process of beef slaughter and confirms almost every urban myth about what in fact “lurks between those sesame seed buns.” Given the estimate that the typical American eats three hamburgers and four orders of french fries each week, and one in eight will work for McDonald’s in the course of their lives, few are exempt from the insidious impact of fast food. Throughout, Schlosser fires these and a dozen other hair-raising statistical bullets into the heart of the matter. While cataloguing assorted evils with the tenacity and sharp eye of the best investigative journalist, he uncovers a cynical, dismissive attitude to food safety in the fast food industry and widespread circumvention of the government’s efforts at regulation enacted after Upton Sinclair’s similarly scathing novel exposed the meat-packing industry 100 years ago. By systematically dismantling the industry’s various aspects, Schlosser establishes a seminal argument for true wrongs at the core of modern America. (Jan.) Forecast: This book will find a healthy, young audience; it’s notable that the Rolling Stone article on which this book was based generated more reader mail than any other piece the magazine ran in the 1990s.

ingilizce / english!!!

indir / download:

http://www.zshare.net/download/61830464b03c8cea/

hamburger cumhuriyeti / fast food nation

Posted in Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), film ( movie ), küreselleşme ( globalization ) on Haziran 25, 2009 by anticopyrighttr

Fast_food_nation_ver2

Alman felsefeci Ludwig Feuerbach “İnsan yediğidir” der. Kapitalizmin ve kültürel emperyalizmin tüm dünyaya, yaşam biçimiyle birlikte taşıdığı yemek kültürü, bugün dünyalıları şişman ve sağlıksız, dünyayı ise ‘hamburger’e çevirdi.

Doğal çevreye tahribatı hızlandıran, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren, obezliği, aşırı kilo hastalığını doğurup yaygınlaştıran ve kültür emperyalizmi yoluyla başka kültürleri tahrip edip dengeleri bozan fast food kültürünün suç listesi hayli kabarık.

Fast-food`u başımıza saran kültürün aynı zamanda seri üretim denen belanın da mimarı olması, elbette tesadüfi değil. İlk kez otomobili fabrikasyon bir metaya çeviren Henry Ford`un bulduğu montaj yöntemi aynı zamanda fast food imalatına da ilham kaynağı olmuş. Esasen montaj mesleklerin ölümünü ilan eden bir yöntem.

Bir mesleği öğrenmeye ömrünü vakfeden dolayısıyla meslek sahibi olurken bir yandan da ahlak ve karakter sahibi olan zanaatkarın yerini elinde küçük bir aletle küçük bir işi hızla yapan, dolayısıyla hayatı bu küçük işten ibaret kalan modern insanın yerini almasının montajla büyük bir ilgisi var. Ve fast food denen illeti yiyen kişinin o montajı yapan akarbantın başında duran insan olduğunu da hepimiz biliyoruz. Nitekim tıpkı otomobil gibi tamamen fabrikasyon olan fast foodu hazırlamak için gerekli olan tüm aşamalar, en küçük birimlere kadar bölünmüş durumda. Fast food dediğimiz şey bu bölünme sayesinde yapacağı işi bir saatte öğrenebilen dolayısıyla meslek sahibi bir zanaatkar olmasına gerek olmayan insanlarca üretiliyor. Bu, vasıfsız iş gücünün kullanılabilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla da şirket, sürekli olarak eleman değiştirme, bunun sonucunda da ücretleri en düşük seviyede tutma imkanına sahiptir. Böylece, tam gün çalışamayan kadınlar ve öğrenciler düşük ücretle işe alınır ve kıdem / tecrübe sahibi olmasına gerek kalmadan kapı önüne konabilir.

Filmin konusuna gelirsek: Pazarlama müdürü Don, şirketi “Mickey’s”in yeni hamburgeri “Kocaman” hakkındaki dedikoduların aslını araştırmak üzere etlerin geldiği çiftliği ve fabrikayı araştırmaya gider. Karşılaştığı gerçekleri hazmetmesi pek de kolay olmayacaktır.

At the core of the ensemble drama is Don Anderson , the Marketing Director for the hamburger chain Mickey’s, who helped develop the “Big One,” its most popular menu item. When he learns that independent research has discovered the considerable presence of fecal matter in the meat, he travels to the fictitious town of Cody, Colorado to verify if the local slaughterhouse, the main supplier for Mickey’s, is guilty of sloppy production techniques.

Don’s tour of the processing plant shows him only the pristine work areas and most efficient procedures, but those with previous connections to the company alert him of all the horrors that were kept secret from him. Don slowly comes to the realization that the simple hamburger sold by Mickey’s and everywhere else may not be as healthy as the public is led to believe it is.

Secondary plots deal with the exploitation of illegal immigrants from Mexico, the expectations of fast food restaurant employees and how they are treated, and the efforts of a small group of young anti-corporate activists to save the cattle from horrendous conditions.

Several smaller sub-plots, such as a girl working for Mickey’s becoming disillusioned, teenagers planning an act of defiance against the company, and the life of a particular Mexican woman as it is affected by the fast food industry are all featured in the film.

türkçe ve ingilizce ( mor linkler türkçedir) / RED LINKS ARE IN ENGLISH!!!!!

indir / download:

türkçe:

http://rapidshare.com/files/195262333/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part1.rar

http://rapidshare.com/files/195327851/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part2.rar

http://rapidshare.com/files/195333878/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part3.rar

http://rapidshare.com/files/195372942/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part4.rar

http://rapidshare.com/files/195376834/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part5.rar

http://rapidshare.com/files/195380623/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part6.rar

http://rapidshare.com/files/195384185/Hamburger_Cumhuriyeti_by_ceyg.part7.rar

english:

http://rapidshare.com/files/17698180/lmgffn-1.part1.rar
http://rapidshare.com/files/17698186/lmgffn-1.part2.rar
http://rapidshare.com/files/17698175/lmgffn-1.part3.rar
http://rapidshare.com/files/17698182/lmgffn-1.part4.rar
http://rapidshare.com/files/17698179/lmgffn-1.part5.rar
http://rapidshare.com/files/17698183/lmgffn-1.part6.rar
http://rapidshare.com/files/17698173/lmgffn-1.part7.rar
http://rapidshare.com/files/17698296/lmgffn-2.part1.rar
http://rapidshare.com/files/17698287/lmgffn-2.part2.rar
http://rapidshare.com/files/17698298/lmgffn-2.part3.rar
http://rapidshare.com/files/17698288/lmgffn-2.part4.rar
http://rapidshare.com/files/17698272/lmgffn-2.part5.rar
http://rapidshare.com/files/17698278/lmgffn-2.part6.rar
http://rapidshare.com/files/17698279/lmgffn-2.part7.rar
http://rapidshare.com/files/17698219/lmgffn-2.part8.rar

politize sokak sanatı örnekleri- I / political streetarting examples from istanbul- I

Posted in Karşı Kültür (Counter-Culture), şehir ve direniş ( city and resistance ) on Haziran 25, 2009 by anticopyrighttr

sprey

LAF

festus2

alexis

biz direniyoruz

cumartesi anneleri

do the newroz

fişlenme

feminist hareket

malcolm -x

lgtb

gözmece

vicdani ret

NATO ÖLDÜRÜR

oy vermek istiyorum

polis stenceleri ve a

oy verme-boy ver

terörist babandır

sivas-yakılanlar

reklam

too much police

festus-red

coporation

çöt

barışarock

mikibush

19052009460

faşist yazıcığlu-

sticker-1

sticker-2

sticker-3

red skins

taksim 1 mayıs alanına gider

defolun

dev-lis

dev-genç

akpyi istemiyoruz

medeniyetiniz bu

stencillar, stickerlar ve birkaç yazılama örneği… şüphesiz tamamı değil, bizim fotoğraflayabildiklerimiz. elinize geçenleri, olanları yollarsanız serinin devamı gelir…

a few examples of political streetarting from istanbul. stencils, stickers, etc. it would take time for us write a note for each telling about what they say, so, if you’ re interesed, you can mail us to ask each one is about what..

indir / download:

http://www.zshare.net/download/61823746e9e72620/