” kafesteki kuş gibiydik ” – desa direnişinde kadınlar / ” like a bird in a cage ” – women in desa resistance

Deri işçisi Emine Arslan, sekiz yıldır çalıştığı DESA’nın Sefaköy’deki fabrikasından sendikalı olduğu ve diğer işçileri örgütlediği için Temmuz 2008 başında işten çıkarıldı. Her gün gidip fabrikanın kapısında bekledi. “Çünkü sendika benim anayasal hakkım” dedi.

Sendikalı olduğunu öğrenince işte hata yaptığını öne sürüp Emine Arslan hakkımda tutanak tuttular. Sekiz yıllık işçi, ‘Emine Abla gel, sensiz olmuyor’ diye her hafta sonu işe çağırdıkları işçi, sendikalı olunca bir anda hata yapar olmuş. Emine abla, hazırladıkları tutanakları imzalamamış. Haziran maaşını, fazla mesailerini, iki yıllık iznini ödemeden işine son vermiş DESA işvereni. Hatta devletin verdiği çocuk yardım parasını bile vermemişler, içerde kalmış.

Üyesi olduğu Türkiye Deri-İş sendikası Arslan için işe iade davası açtı. 8 yıldır çalıştığı DESA fabrikasından sendikalı olduğu için atılan, buna razı olmayıp DESA direnişinin sembolü haline gelen deri işçisi Emine Arslan sendikal hakları için direnmeye devam ediyor.

– Ne kadar zamandır DESA’da çalışıyordun ve neden işten çıkarıldın?

– Emine Arslan: 8 yıldır DESA’da çalışıyordum. DESA’dan çıkma nedenim sendikaya üye olmam. Ustaların, patronun dediği gibi performans düşüklüğü, işte hata yapmam değil. Ben sendikaya üye olduktan sonra arkadaşlarımı eve getirdim. Evimde onları sendikamla tanıştırdım. Üye yaptığım arkadaşlarım var. Bunları öğrenince bana tuzak hazırlamaya başladılar. Tuzak da şu: yakada altına geçiyorsun, astarda sökük geçiyorsun. Ben 8 senedir geçmiyordum da şimdi mi geçtim? Bu şekilde çıkışımı verdiler benim.

– Çalışma koşulları nasıldı? Fiziksel koşullar nasıldı ve sosyal haklarınız var mıydı?

– Zaten çalışma koşullarımız bizi sendikalı olmaya itti. Tek tuvaletimiz vardı. Paydos saatlerinde ya da arada gittiğimizde tuvaleti boş bulamıyorduk. Arkadaşlarımızla kuyrukta beklemek zorunda kalıyoruz. Ne zaman ki dışarıdan markalar gelir fabrikayı denetlemeye o zaman fabrika tertemiz olur. Normalde ortadaki toz falan alınır. Lavabolarımıza misafir geldiğinde peçeteler konur. Normal bir zamanda peçete bulamazsın. Ecza dolaplarında ilaç bulamazsın. Parmağın kesildiğinde bant bulamazsın.


Sosyal haklarımız yoktu. Sendika olmayan yerde sosyal haklar nasıl olabilir ki? Yıllık iznin 15-20 gününü bir arada hiç kullanamadık. Yıllık izin kullandığımız zamanda da normalde ücretli izin olur burada öyle bir şey yok. Kuru kuru izine çıkarsın. Bu şartlar bizi sendikalaşmaya itti, mecbur etti.

– Haftada kaç saat çalışıyordun? Fazla mesaiye kalınca ücretini alıyor muydun?

– Bir insan 36 saat 40 saat hiç evine gitmeden çalışabilir mi? Çalışıyorduk biz. Bugün 8 buçukta girersin bugünü çalışırsın, geceyi çalışırsın ertesi gün sabah olur eve gidemezsin. Tekrar akşama kadar yine devam. Sana verdiği ücret asgari ücret. Bu kadar mesai yapmamıza rağmen bir de ay sonunda önümüze bir doküman getiriyor bu dokümanda ayda en az 140 saat, 220 240 saate varan mesailerimize karşılık önümüze koyduğu dokümanda 6 saat 8 saat görünüyor mesailerimiz. Asla 12 saatin üzerinde mesai yazmıyorlar. Bu kağıda imzalatıyorlar bize. Atmak zorunda kalıyoruz, attık da defalarca. Senin hesapladığın fazla mesai saatiyle onun hesapladığı hiç tutmuyor.

– Ne iş yapıyordun? Fabrikada çalışan kadınlar genelde ne tür işlerde çalışıyorlardı?

– Ben astar kontrolcüsüydüm. Ama yapmadığımız iş yoktu. Dışarıdan mal gelir iner tırdan mal da boşaltırız. Erkeklerin yaptığı işi de yaparız. Diğer bölümler sıkışır iner diğer bölümlere yardım ederiz. Onların sürdüğü gibi bali de süreriz. Dikiş de dikeriz. Her işi yaparız biz. Ama asıl kontrolcüydüm ben, ara kontrolcü.

Kadınlar genelde temizlik, el işi gibi işlerini yapıldığı bölümlerde çalışıyorlar. Biliyorsunuz deri üzerine çalışıyor bu deri montlar baliyle dikiliyor ve bu balileri solventle temizliyorduk biz. Gümüş kalem var üzerlerinde onları temizliyorduk. Kauçuk, solventi silgi kullanarak derilerin bu tür temizliğini yapıyorduk.

– Bu işler yapılırken sağlık önlemleri alınıyor muydu?

– Hayır alınmıyordu. Az evvel söylediğim gibi yurtdışından denetime geldiklerinde, gelen misafirlere göstermelik, maske veriyorlar sonra yine geri alıyorlar. Al bunu rahatsız olduğun zaman kullan diye bir şey yok.

– Çalışma koşullarında ya da ücretlerde kadın olmakla erkek olmak ne tür farklar yaratıyordu? Çalışanın kadın olması ustanın onunla kurduğu ilişkiyi, örneğin kızarken söylediklerini değiştiriyor muydu?

– Tabii ki farklar var. Erkekler mesela yeni işçiler de olsa kadınlara nazaran daha fazla para alıyorlardı. Hatta aynı işi yaptığın halde, ondan daha üstün yaptığın halde hatta yeni girmiş işe sen onu eğitiyorsun, işi öğretiyorsun senden fazla maaş alıyor.

Ustalar hep erkekti. Yüksek sesle bağırıp çağırıyorlardı bize. Beni işten çıkardıkları gün, Gültekin Bey şefimdi o zaman beni yemekhaneye çekti arkadaşlarımın arasından, ağza alınmayacak küfürler etti. Erkeklere de hakaret ediyorlardı, kötü muamele yapıyorlardı ama kadınlara kadın olduklarından dolayı birazcık daha zayıf görüp onlara daha çok yapıyorlardı.

– Tazminatını alabildin mi?

– Tazminat kesinlikle alamadım. Ben temmuzda çıkarıldım işten. Tazminatı bırak benim hala haziran ayının maaşı duruyor içerde. Haziran ayının mesai ücretleri duruyor içerde, 144 saat. Devletin verdiği çocuk yardım parası da duruyor.

Düzce’deki 41 arkadaşım da aynen benim gibiler. Onlar da nisanda çıkarıldılar. Bir hafta içerisinde 41 kişi kapı dışarı edildi. Aynı şekilde onların da tazminatları ödenmedi, bir aylık maaşları ve mesai ücretleri içerde kaldı.

– Sendikayla nasıl tanıştın? Direniş nasıl başladı? Direniş için kocandan izin aldın mı?

– Buradaki uzun çalışma saatlerinden bıkkınlık geldi artık bana. Günde bir saat sabah 6’da molada veriyorlardı. Bir saatte ben yemek mi yiyeyim, lavaboya gidip ihtiyacımı mı gidereyim yoksa masanın altına bir karton bulayım da betonda değil kartonda mı uyuyayım?

– Bize verdikleri bordroda DESA’ya ait olduğunu anlatan bir şey var ne de hangi döneme ait olduğunu belirten bir şey var. Sanki kaçak bir yer gibi. Aslında DESA koskocaman, uluslar arası bir marka.

– Çalışma koşulları çok kötüydü sanki ortaçağdan kalma gibi. Öğlen vakti yükleme olur yemeğe gidemezsin, yükleme bitecek sonra gidebilirsin. Akşam yükleme olur bir yere mal gidecek yine yemeğe gidemeyiz. Eve gitmemiz gerekirdi ama yemeğe bile çıkamazdık.

Bu şartlar beni sendikalı olmaya itti. Günyüzü görmüyordum ben. Ben gittim sendikaya. İçerde ağlayan sızlayan arkadaşlarımız vardı. Dedim ki ağlamayın gelin yetkili bir kişiden ne gibi haklarımız var duyun dedim. Evime getirdim onları sendikamla tanıştırdım. Üye olan arkadaşlarım oldu. 3 sefer toplantı yaptım evimde. Tabii duyuldu. Sen misin böyle yapan diyip işte hata yapıyorsun diyip işten çıkardılar beni. 3 Temmuz’da başladım direnişe.

Zaten yıllardır kocam gece 12’de kapıya geliyordu beni almaya, sabaha kadar bekliyordu biz ertesi gün akşama kadar çalışıyorduk. O da zaten nefret etmişti, bıkmıştı. Benim direnişime çok destek verdi hala da yanımda.

– Direnenlerin büyük bölümü kadınlardan oluşuyor. Direnişe daha çok kadınların katılmasını neye bağlıyorsun?

– Düzce’de de Sefaköy’de de örgütlenmenin başını çeken kadınlar olduğu için işten ilk atılanlar da kadınlar oldu. Her yerde ezilen biziz. İşyerlerinde ezilen biziz. Eve gidince yemektir, temizliktir ezilen biziz. Her cefakârlığa katlanan bizler olduğumuz için direnişte de biziz.

– Direniş yaptığın yeri ve buradaki koşulları biraz anlatabilir misin?

– Buraya çıktığım günden beri devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına da alındım, gözaltındayken kaldırım işgal cezası kestiler. Biz kişiye karşılık 6 büyük otobüs çevik kuvvet polisi de getirdi buraya. Gelen polisler “Daha ne oturuyorsun burada? Git! Evinde yemeğini yap, bulaşığını yıka!” dediler. Devletin güvenlik güçlerinden şunu istiyorum tarafsız görev yapsınlar. Bana kamu yerine zarar veriyorsun diyorlar ben ne zararı veriyorum buraya? Bir de gidip işverene sorsunlar. Bu kadın 8 senedir çalışıyordu ne oldu da neden sendikaya ihtiyaç duydu? Sendikaya gidince neden kapıya koydun? Diye bir de işverene sormalarını istiyorum. Tarafsız göreve davet ediyorum onları.

Direnişe başladığım ilk iki hafta işçileri çevik kuvvet polisi eşliğinde camiye götürüp getirdi. Şimdi kendi gözetimlerinde içerden otobüslere bindiriyorlar içerdekileri farklı camilere götürüyorlar. Hâlbuki camii şurada, minaresi görünüyor. Oraya kendileri gidip geliyorlardı şimdi gidemiyorlar. Tek sebep işçi arkadaşlarımız bizimle diyalog kurmasınlar, örgütlenmesinler.

Burası yazın çok sıcaktı şimdi de çok soğuk. Soğukta içinde oturmamız için araba çekmemize işveren izin vermiyor. Dün yağmur yağıyordu, arabada oturalım dedik. İşveren yine polis çağırdı, yine arabayı çekmek zorunda kaldık. Yoksa arabanızı bağlarız dediler. Bir de mobese kameralar var. Şu anda bile dinliyor ve çekiyor bizi. Çeksinler. Ben yanlış bir şey yapmıyorum, anayasal hakkımı kullanıyorum.

– Direnişte nelerle karşılaştın? Ne tür baskılarla karşı karşıya geldin, neler yaşadın?

– İşveren beni ilk kapıya koyduğu 5 günden sonra gel anlaşalım dedi. Benim vicdanım rahat etmedi kabul etmedim. “8 yıla 8 milyar artı sen istediğini söyle anlaşalım.” dediler kabul etmedim. Peşinden son dönemde ekim ayının 16-17-18’inde tekrar teklif ettiler bana. Be defa polis baskısı, zabıta baskısı, burada kamu yerine zarar veriyormuşum, aşırı baskı yaptılar ve dediler ki masalarınızı, dövizlerinizi alacağız. Ben de: “ben kamu vatandaşı değil miyim? Yıllardır bu devlete vergi ödemedim mi? Her gün her gün üzerime geliyorlar. Yakacağım artık kendimi burada gözünüzün önünde dedim.

En sonunda Cuma günü bunlar biraz yumuşadılar. Tam biz dövizleri toplamış eve gidiyorduk. Dediler ki gelin anlaşalım. Ben gidip adliyeye beni sendika kullandı diyip dilekçe yazıp direnişi bırakacakmışım. O zaman 30 milyar verecekmiş bana. Bir de akşamına kamyon getirip evimi başka yere taşıyacaklarmış. Ben kesinlikle bunları diyemem dedim. Onlar da sen ne uyanık kadınsın dediler. Benim çoluğum çocuğum var beni yakarsan ben de seni yakarım dediler. Cuma günü anlaşalım dediler. Cumartesi tekrar gelip anlaşalım dediler. Kabul etmeyince tehditler savurdular. Pazar günü evimin yanında kızıma saldırdılar. Motorlu birisi tavuklara yem verirken kızıma yapışıyor, kolunu tutuyor. Orası bayır olduğu için sendeliyor ve sürükleniyor kızım. Motor avluya girecek diye kolunu bırakıyor kızımın. Dönmüş tekrar geliyormuş o sırada eve kaçmış kız. Biz dışarı çıktığımızda kimse yoktu. Kaçıp gitmiş tabii. Bu olayla ilgili de sorumlusu işverendir diye suç duyurusunda bulundum.

Sendikadan Nuran olmadan bir yere gidemiyorum çünkü çok tehdit altındayım. Açıkçası korkuyorum.

– Direnişten sonra ev içindeki konumun ya da gündelik hayatta yaptığın işler değişti mi?

– Ben evde yemek yapamadım 8 senedir. Kızım televizyonda annem bir kere bile saçımı tarayıp, elimden tutup okula götürmedi dedi. Bir kere okul toplantılarıma katılamadı dedi. O beni kahretti bir anne olarak. Çok çalıştığım için bunları yapamadım. Şimdi de buradayım. Çocuklar yanıma buraya geliyor. Paramız varsa burada bir şeyler alıp yiyoruz. Paramız yoksa eşim evde bir şeyler yapıp getiriyor. Dört dörtlük temizleyemesek de, evimize iyi bakamasak da ikimiz yapıyoruz işleri.

Kadın olduğun için işyerinde yaşadığın bazı eşitsizlikler var. Örneğin erkekler kadar ağır işleri yapmanıza rağmen daha düşük statüde ve daha az maaşla çalışıyordunuz. Sendika sizin kadın olduğunuz için yaşadığınız eşitsizliklerle, sorunlarla da ilgileniyor muydu? Kadınlar için özel çalışmalar yapıyorlar mıydı?

Bizim sendikamız üye aşamasındaydı. İçeri giremedik. İçeri girebilsek her şey düzelecekti. Çalışma saatlerimiz değişecekti, küfürlü konuşmalar bitecekti.

– Son olarak Novamed grevi Türkiye’nin her yerinden kadın örgütleri tarafından desteklendi ve başarılarında bu destek çok önemliydi. Sizi destekleyen ve sizinle dayanışma içinde olan kadınlar ve kadın örgütleri de var. Bu kişiler ve kurumlarla ilişkiniz nasıl? Kadınlarla dayanışma içinde olmak sizi nasıl etkiledi?

– Ben yalnız olduğum için direnişteki diğer kadınlara gidemiyorum. İki üç kişi olsak her gün birimiz bir direnişe desteğe giderdik. Ben gidersem burası boş kalıyor. Ama onlar beni ziyarete geliyorlar. Kadın örgütleri ve kadınlar da bana çok yardımcı oluyorlar. Nasıl onlar benim için mücadele ediyorlarsa, benim için çalışıyorlarsa ben de onlar için direniyorum.

Kadınlarla dayanışma içinde olmak çok etkiliyor beni. Çünkü hiç görmediğim hiç tanımadığım insanlar sanki aileden candan kandan birileri gibiler. Biz içerde kafesteki kuştuk. Dışarıda ne var ne yok hiç haberimiz yoktu. Ama dışarı çıkınca işverenin toplantıda bizlere vatan haini dediği insanların vatan haini olmadığını öğrendim. Bu insanlar işçinin, emekçinin yanında, hakkına sahip çıkan insanlar. Bunun için vatan haini diyorlar bu insanlara. Ben bu sıcak insanlardan bunu öğrendim. Ve artık yanlarındayım. Bu iş bitince de yanlarında olacağım.

Zeynep Özdal / Turnusol

Bu belgesel film, sendikalı oldukları için Desa firmasının Sefaköy fabrikasında işten çıkartılan Emine Arslan’ ın ve Düzce fabrikasındaki kadın işçilerin bir yıllık direnişlerinin öyküsünü anlatmaktadır. Bu direniş öyküsü aynı zamanda kadın işçilerin çalışma koşullarını, örgütlenme deneyimlerini, direnişin işçilere katkılarını, kadın işçilerin sendikayla ilişkisini, beklentilerini ve Desa Direnişiyle Dayanışma İstanbul Kadın Platformu’ nun kuruluş ve direnişe desteğini gözler önüne sermektedir.

This is a documentary about the resistance of Emine Arslan who was fired from the Desa Sefaköy factory and the other female workers who were fired from the Düzce factory. All the women who were fired are union members ( That’s why they were fired ) The documentary reveals the working conditions of women, the experience they gain while organizing, the advantages of resistance, their relationship with the union, their hopes and expectations and the İstanbul Women’ s Platform who is in solidarity with them throughout resistance strike.

TÜRKÇE / TURKISH ( ENGLISH SUBTITLED ) !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/374114072/kafesteki_kus_gibiydik-_like_a_bird_in_a_cage.part1.rar
http://rapidshare.com/files/374113194/kafesteki_kus_gibiydik-_like_a_bird_in_a_cage.part2.rar
http://rapidshare.com/files/374111119/kafesteki_kus_gibiydik-_like_a_bird_in_a_cage.part3.rar
http://rapidshare.com/files/374111819/kafesteki_kus_gibiydik-_like_a_bird_in_a_cage.part4.rar
http://rapidshare.com/files/373980207/kafesteki_kus_gibiydik-_like_a_bird_in_a_cage.part5.rar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: