19.12.2000 / cezaevi operasyonları

19 Aralık 2000’deki Hayata Dönüş Operasyonu’nda, Bayrampaşa Cezaevi’nde Uzman Jandarma Çavuş olarak görevli olan Altan Sabsız, yanarak hayatını kaybedenlerin iddia edildiği gibi kendisini yakmadığını, yangın çıkan koğuştakilerin teslim olmak istemesine rağmen kapıların açılmadığını söyledi.

Sabsız, Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Temmuz’da verdiği ifadesinde, “Mahiyetini bilmediği değişik gaz bombalarıyla müdahale edildiğini, yanan koğuşta teslim olmak isteyenlerin dışarı çıkarılmadığını, yangına müdahale edilmediğini, yanan tutukluların üzerine yanıcı madde sürülmüş battaniye atıldığını” söyledi.

Sabsız’ın “Operasyonun üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen herhangi bir şekilde ifademize başvurulmamış olması, beni bu konuda ifade vermeye ve doğru bildiklerimi söylemeye mecbur bıraktı” diyerek verdiği ifadesi, olayla ilgili 39 erin yargılandığı davanın görüldüğü Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yollandı.
“Değişik gaz bombaları attılar”

12 tutuklu ve hükümlünün öldüğü, 55 kişinin yaralandığı Bayrampaşa Cezaevi’nde altı kadın yanarak hayatını kaybetmişti. Operasyonun ardından yapılan resmi açıklamalarda, tutukluların kendisini yaktığı söylenmişti. Ancak Sabsız’ın ifadesine göre, bu açıklama doğru olmadığı gibi, yangına müdahale edilmeyerek ölümlere seyirci kalındı. Ayrıca, Sabsız’ın ifadesi, resmi açıklamalardaki “mahkumların silahla direndiği iddiasını” da yalanlıyor.

Sabsız, ifadesinde şu noktalara yer verdi:

* Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı (JKÖAK) birliğinden gönderilen ve tam olarak nereden geldiğini bilmediğim başka personel içeri girerek ateşli silahlarla müdahale ettiler. Tutuklu ve hükümlüler, kendilerini koğuşlara kilitleyerek karşı koydular.

* Cezaevi duvarları ve tavan betonları delinerek koğuşlara mahiyetini bilmediğim ve envanterimizde bulunmayan değişik gaz bombalarıyla müdahale ettiler. Uzun süredir teşkilat içinde bulunuyor olmama rağmen daha önce hiç görmediğim özel otomatik tabancalar ile müdahale yapıldı.

* Koridorda beklediğim sırada kadın tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu koğuşta kapılara vuruldu, teslim olmak istediklerini, dışarıya çıkmak istediklerini söyleyerek kapıyı açmamızı istediler. Emir almadığımız için müdahale edemedik. Kısa süre sonra koğuş yandı, oradaki itfaiye ekipleri de yangına müdahale etmedi.
“Battaniyeyle yakmışlar”

* Koğuşlara girdiğimizde, kadınların kömürleşmiş derecede yandıklarını gördüm. Bu derece yanmaya bir anlam veremedim, çünkü koğuşta sadece yatak ve yorgan vardı ve yananlar yataklardan uzaktaydı.

* Operasyondan yıllar sonra karşılaştığım JKÖAK’ta görev yapan bazı rütbeli arkadaşlar, koğuşta yangın çıktıktan sonra yardım isteyen mahkumlara “Sizi kurtaracağız, yaş battaniye atıyoruz, bunlara sarılın ve kendinizi koruyun” dediklerini ama battaniyelere yanıcı madde dökülmüş olduğunu, bu şekilde yanmayı hızlandırdıklarını söylediler.

“Diri diri yaktılar” demişti:

Operasyon esnasında kadınların koğuşunda bulunan ve hastaneye götürülürken “Diri diri yaktılar” diye bağıran Birsen Kars, mahkemedeki ifadesinde, “bir yandan üzerlerine ateş açılırken delinen tavandan sürekli gaz bombası atıldığını, ayrıca siyah renkte bir gaz atıldığını ve bu gazın ‘sinir gazı’ olduğunu, saçlarının ve derilerinin koptuğunu, sonra da yangın çıktığını” anlatmıştı.

Davada, yakılarak öldürülenlere “kimyasal silahla müdahale edilmiş olduğu” da ileri sürülerek, buna kanıt olarak “mahkumların elbiselerinin sağlam kalırken, derilerinin yanarak dökülmüş olması” gösterilmişti.

Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, operasyondan sonra, ”Bu teröristler artık devletle başa çıkamayacaklarını anlamış olmalılar” demişti.

For the first time, Special Gendarmerie Sergeant Altan Sabsız talked about what happened during the “Return to Life” operation in the Bayrampaşa Prison in Istanbul on 19 January 2000.

The “Return to Life” operation was carried out eleven years ago in several prisons in order to solve the so-called “prison problem” in Turkey and end the death fast of prisoners who protested against their transfer to F type prisons with smaller cells. The operation started in the early morning on 19 December 2000 in 20 prisons simultaneously and involved thousands of convicts and ten thousands of security personnel. 32 people died in the operation, among them two soldiers. Hundreds of detainees and convicts were injured.

Sabsız now stated that the prisoners did not set themselves on fire as it was alleged. Instead, the doors of the prison cells were kept closed although the prisoners wanted to surrender.

Gendarmerie Sergeant Sabsız gave his statement before the 1st High Criminal Court of Van (south-eastern Turkey) on 5 July. He said, “Gas bombs including different, unknown substances were used; the people in the burning cells were not let to come out to surrender; nobody intervened against the fire; blankets soaked in combustible liquids were thrown on top of the burning prisoners”.

Sabsız said that throughout the past eleven years, nobody had asked for his statement, “So I am compelled to give my statement on this matter and to tell the truth I know”. His statement was forwarded to the Bakırköy (Istanbul) 13th High Criminal Court that handles the correspondent trial against 39 private soldiers.
“They threw different gas bombs”

Only in the Bayrampaşa Prison, twelve detainees and convicts died and 55 people were wounded. Five women burnt to death. In an official statement issued after the operation it had been announced that the prisoners set themselves on fire. However, Sabsız’s statement disproved the official statement and revealed that the prisoners were left to die. Moreover, his statement confuted the official announcement’s allegation that the “prisoners resisted with the force of arms”.

Sabsız made the following points in his statement:

* Members sent from the Ankara Gendarmerie Command Special Security Command (JKÖAK) and other personnel from I do not know where went in and intervened with gunfire. The detainees and convicts reacted by locking themselves in their cells.

* Wholes were being drilled into the prison walls and the ceilings to throw gas bombs. I do not know what was inside the bombs and they were not on our inventory. Even though I had been involved in the organization for a long time, automatic rifles that I had never seen before were used.

* When I was waiting on the corridor, inmates from a cell with women detainees and convicts banged on the door. They wanted to get out. They asked us to open the doors so they could come out. We did not intervene because we had no such order. After a short while, the cell was burning. The fire brigade team on the spot did not intervene either.

“They burnt them with blankets”

* When we entered the cell, we saw that the women were burnt like coal. It did not make sense to me that they burnt to that degree because the only items in the cell were a bed and a blanket and the burnt bodies were laying in a distance to the bed.

* Some of my ranked colleagues at JKÖAK that I met years later said that they told the prisoners, “We will save you. We are going to throw down wet blankets. Protect yourselves and wrap yourselves inside of them”. In fact, these blankets had been soaked in combustible liquids and they said that they worked like a fire accelerant.

“Burnt alive”

Birsen Kars was incarcerated at the women’s ward at the time of the operation. When she was taken to hospital afterwards she shouted, “They burnt alive!” She had said in her statement given earlier, “While they were opening fire on them, they continuously threw gas bombs through the perforated ceiling at the same time. Additionally, they used a black coloured gas that was a nerve gas. The inmates’ hair and skin came off and later the fire broke out”.

It was put forward in the trial that a “chemical weapon” had been used against the persons who burnt to death. This thesis was proven by claiming that “the clothes of the prisoners remained intact while their skin had peeled off from burning”.

Prime Minister of the time, Bülent Ecevit, had declared after the operation, “These terrorists have to finally understand that they cannot keep up with the government”.

2 Yanıt to “19.12.2000 / cezaevi operasyonları”

  1. […] via For the first time, Special Gendarmerie Sergeant Altan Sabsız talked about what happened during the “Return to Life” operation in the Bayrampaşa Prison in Istanbul on 19 January 2000. […]

  2. […] Anti Copyright GA_googleFillSlot("468x60_after_first_blog_entry"); […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: