Archive for the haberler ( news ) Category

sivas katliamı – asla unutma, asla affetme !!! / sivas massacre – never forget, never forgive !!!

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), destek ( support ), Din (Religion), duyuru / announcement, haberler ( news ), insan hakları (human rights), yakın tarih ( near history ) on Temmuz 2, 2011 by anticopyrighttr

“KATLİAMDA HAYATINI KAYBEDENLER:

ASAF KOCAK ( 35) -Karikatürist

ASIM BEZiRCi (66)- 1928′de demiryolu işçisi Hamdi Bey’le ev kadını Refika Hanım’ın tek çocuğu olarak dünyaya gelen Asım Bezirci,üniversite yıllarinda sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70 kitap sığdırdı.

AHMET ÖZYURT (21)

BELKIZ CAKIR (18) – 1975 yılında Ankara doğumlu Belkız Cakır ,umutlu olarak girdiği ‘93 yılı Üniversite sınavlarında İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandığını öğrenemedi..!

EDiBE SULARi (40)- Davut Sulari Baba’nıin en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerden, Seyyit Mahmut Hayrani’nin torunlarindandı.Bassel’de yaşadığı halde Türkiye’de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve Ehli-beyt Cemleri`ne, konferanslarina katılmayı ihmal etmezdi..

ERDAL AYRANCI (35) – Sair erdal Ayranci,1978 ODTÜ girişli. 12 Eylül askeri fasist darbesi pek çok insan gibi Erdal Ayranci yi da etkiler. Erdal Ayrancı, 1980-1983 yılları arasında Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri’nde yatar. “Hatçe”. Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihinde Mamak’ta son şiirini 20.03.1983′te Topçam’da yazar. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi’nde yazdığı şiirde Hatice’yi, Zeynep’i ve Sivas’taki akrepleri anlatir.

Şiir söyle; “Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / îsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / isterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız… / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak…

CARINA CUANNA(23)-Hollanadali gazeteci

GÜLSÜN KARABABA ( 25)- Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerinde, Divriği Kültür Derneği adına katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa….

HURiYE ÖZKAN (22) – Başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi’ni birincilikle bitirir. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte girer, birlikte bitirirler.

YESiM ÖZKAN (20)

MEMEKSE KAYA (17)

KORAY KAYA (12)-Yeşim Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madımak’ta yakılan kardeşlerden.

MUHLiS AKARSU (45) -1948 yılında Sivas’ta doğdu. 1980′li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. Bektâşî ve Cem Cemaatlerinde yörenin Dede’lerden ve ozanlarından etkilendi. Akarsu, bağlamaya küçük yaşlarda başlar. Şiirler, deyişler ve nefesler kurarak yaşadığı toplumun kültürüne zenginlik kattı. 1960′lıi yıllarda dönemin etkili ozanları Ali İzzet, Mahzûnî Şerif, İIhsânî’lerin içerisinde yer aldı.

1980′li yılların başlarında Alevî Dedeleri’ni, çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Gurubu’nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akkarsu’dan çıkmıstır. Muhlis Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan vb. Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı. Akarsu `nun TRT repetuarlarında ellinin üstünde eseri vardır. Yüzden fazla 45′lik plak, 4 uzunçalar, 20 kadar ses kaseti bulunmaktadır.

MUHiBE AKARSU (35) – Muhlis Akarsu’nun Esi

ÖZLEM SAHiN (17) – NURCAN SAHiN (18) Amca çocukları…

MURAT GÜNDÜZ (22) Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demeği’nin gençlik komisyonlarinda görev alıyordu..

SAiT METiN (23)Çankırı Meslek Yüksek Okulu mezunu.

SEHERGÜL ATES (30)1963 Ankara doğumlu olan Sehargül, Açık Öğretim Fakültesi öğrencisiydi…

UGUR KAYNAR (37)

SERPiL CANiK (19)1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal Semah Ekibi`nin en gençleri arasında yer alıyordu.

iNCi TÜRK (22)-1992 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan Inci,. Altındağ Kültür Merkezi ile Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi`nde tiyatro çalışmalari içerisinde yer alıyordu..

BEHCET AYSAN ( 44) Toplumsal gerçekleri kırık ve duygulu bir tonla okuyucusuna ulaştıran Behçet Aysan, 1946 yılında Ankara’da dogdu. 1979′dan bu yana cesitli dergilerde siirleri yayinlanan Aysan’in siir kitaplarindan “Sesler ve Kuller” “Nadir Nadi” ödülü, “Karsi Gece” ve “Eylul” Ceyhun Atif Kansu Siir ödülü, “Deniz Feneri” Abdi Ipekci Dostluk ve Baris ödülü’nü aldı. Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Demeği’nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yapan Aysan, Ankara Tabip Odası ilc Genel Sağlık – Iş Sendikası üyesiydi. Ayrica Edebiyatçılar Demegi’nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu’nda yer aldı.

HANDAN METiN (20) 1973 Divriği doğumlu, 1992 yılında, ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne girer..!

HASRET GÜLTEKiN (26) 1 Mayis 1971 yılında Sivas’ta dogdu. Alti yasinda saz calmaya basladı. 11-12 sahnede saz calan kucuk bir oznadı artik. Kadıkoy Anadolu Lisesi mezunu sanatci, 1980′li yillardan itibaren muzikle kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldı. Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Musa Eroglu’na olan hayranlığıni gizlemiyor ve baglamasini onlar kadar ustaca kullaniyordu. “Nevroz” isimli Kürtce bir kasette yapti. Kürtce ezgileri enstrümantal olarak yorumlayan ender sanatcilardan biridir. Bu kasette 3 telli sazla gelistirilmis “celpe” ismini verdiği yeni bir yöntem gelistirmisti.

MUAMMER CiCEK (26)1967 yılında Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu.1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Çehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı olarak görev aldı.

MEHMET ATAY (25)1968 baharında, Divriği’nin gönderen Köyünde dünyaya gelen Mehmet Atay,üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına büyük bir tutkuyla bağlanır. Yaşamını, çektiği fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeye calisiyordu..

NESiMi CiMEN (62) 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli Kazası`nın Fatmakuylu Köyü’nde doğdu. 1941 yılında on yaşındayken ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız kasabasına bağlı İncemağara Köyü’ne göçtü. Oniki yaşında heveslenerek cura çalmaya başladı. Bulunduğu ortamda Alevi deyişlerini öğrendi ve çevresinde, kendine özgü yorumlarıyla ilgi gördü. O günden ölümüne kadar curasını elinden bırakmadı, Cimen,Curasıyla birlikte iki Temmuz 1993’te Sivas’ta yandı. Yoksul bir Kürt aileden gelen Cimen. daha çocuk yaşta hayatını çalışarak kazanmaya başlar.Daha sonralari yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı ve bu partiye üye oldu. TİP’in düzenlediği bir çok gecede kendi demelerini ve Alevi deyişlerini çalıp söyledi. 1984’ten 1987 yılına kadar İsveç’te yaşadıktan sonra, orada oturma hakkı olmasına rağmen ülkesine döndü.Türkiye’de eserlerini yayınlamak isteyen Cimen, „acılarımı dile getireyim“ dediği eserleri zaman geçmeden yayınlanır. Nesimi Cimen eserleriyle sevenlerine ulaşır.

GÜLENDAR AKCA (25) Divriği`nin Şahin Köyü`nden Ankara’ya uzanan,2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça’nıin hayatı. Gülender Akça’nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözler de Ağabeyinin sözleri olmalı: ” Herşeyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının, zulmün, işkencenin, irticanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından, demokrasiden, laik düşünceden yana tavıir koydu. Bu anlamda duyarlı bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için, insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti..

METiN ALTIOK (52) Kendini şiire adamıştı. Şair olmanın günün tehlikesini bir sis çanı gibi duyurmak olduğunu vurgulayan bir şair Altiok 13 Ocak 1991 tarihinde “Cemal Süreya Şiir Ödülünü” aldığı gün, “Ben hayatla tam anlamiyla karsi karsiyayim. Aydın olmak muhalif olmayi gerektirir. Aydın karsi koyan insandır, kafa sallayan insan degildir,” diyordu..

YASEMiN(17) – ASUMAN SiVRi(16) KARDESLER 1991 yılı ortalarinda, Pir Sultan Abdal Derneği’nin kültürel çalıişmalarina katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna girerler. Asuman Sivri, özverili çalıişmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor.AsumanSivri , 1992 yıilıinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girer.

MURAT GÜNES (22)

AHMET ÖZTÜRK ( 21)

KENAN YILMAZ (21)

AHMET ALAN (22)

SERKAN DOGAN (19)

Salman Rüsdi isimli yazarin „Seytan`in Ayetleri“adli kitabi Aziz Nesin tarafindan Türkceye cevrildiğinde dindar ve gerici cevreler tüm ülke genelinde bu kitaba yönelik protesto gösterileri yaparlar. Istanbul,Ankara,Konya,Bursa ve diger illerde yapilan gösterilerin aynisi Aziz Nesin `in Sivas`a geldiği günlerde Sivas ta da yapilir.

Ancak o günlerde Pir Sultan Abdal i anma etkinliklerinin olmasi ve Aziz Nesin in de bu etkinlik nedeniyle ,Sivas Valisi nin özel davetlisi olarak ,bu kente gelmis olmasi gösterilere ayri bir anlam yüklenmesine vesile olur.

Ilk olarak ,IHA haber ajansinin TV`ler yansiyan ve belleklere kazinan görüntülerinde,atese verilen bir bina ve bu sirada binanin önünde“insanlar”in yanmasini, büyük bir zevkle izleyen kontolsuz,saldırgan,gözü dönmüs bir güruh vardır.

1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.

30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar…

1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi’nin Konferans Salonu tıklım tıklımdır. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açıliş konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin sözü alir.

Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başlar. Yazar – Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katılirlar.

Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.

2 Temmuz günü programı saat 10.00’da başlar. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmaya aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışırlar.

Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı. Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.

Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde kulaktan kulaga yayılıyordu.

PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.

Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyledir:

“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA

“Bismillâhirrahmânirrahim

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)

“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.

“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.

“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.

Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır. “Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir

“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:

“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.

“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.

“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.

“‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76)

“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.

Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:

“Halkımıza Çağrı;

“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.

“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.

“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.

“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir…’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)

“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30)

“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi , Ayet:8)

“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.

MÜSLÜMANLAR”

Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat,Yeni Ülke,Taraf) halkı tahrik edici başlıklara bezenmiş haberler çıkar. Saldırıya geçmek için koşullar yeterince olgunlaşmistir. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar.

2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatılirken, değişik camilerden akın akın insan, şenliğin yapildığı Kültür Merkezi`nin önünde toplanir, taş ve sopalarla Kültür Merkezi`ne saldırirlar.

“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktur. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdir.

Nihayet, Kültür Merkezi boşaltılir ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderilir. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştır. Saldırgan güruh, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yönelir.Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik…” sloganlarıyla binayı taşa tutarlar…

Saldırgan fasist ve gerici grubun bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yönelip,heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başlar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülür. Diğer bir grup da, Kongre Müzesi`nin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdırarak yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başlar.

Saldırganların sayısı 15 bine yaklaştiginda Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak,konukların kaldığı Madımak Oteli’ne yönelirler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunulmadı.

Otelde bulunanlar, tehlikenin farkindaydılar. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin arttırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakan`ı, Başbakan Yardımcısı`nı, İçişleri Bakanı’nı, Parti Liderlerini ve Milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırıyi anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de SHP Genel Baskani ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istiyordu. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyordu.

Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi verir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali,Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.

Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucunda, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.

Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde, saldırganların devlet tarafindan korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.

Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir.

Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, araba lastiklerinin havası boşaltılır.

Saclarim tutstu önce

Gözlerim yandı kavruldu

Bir avuc kül oluverdim

Külüm havaya savruldu

Yangın oteli tamamen sarar. Umutla kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır artik.Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş fasist katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı…

An an Katliam`in gelisimi

Yukarida Yasanan olaylarin tümü 8 saati askin bir süre devam etmistir. Buna ragmen devlet yetkililerinin bilincli tutumu nedeniyle cok kisa zamanda dagitilabilecek ve sona erdirilebilecek olan bir gösteri,gittikce kalabaliklasmis ve kontrol edilemez hale gelmistir..

2 Temmuz 1993 Cuma

13:30 – Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerlediklerini bildirir.

13:40 – Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atarlar.

13:55 – Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelerler.

14:10 – 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenir.

14:40 – Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur.

14:45 – Grup, Buriciye Medresesi’ne gelir.

14:50 – Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlarlar.

15:00 – Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelir.

15:10 – Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur.

15:30 – Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenir.

15:48 – Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için sözde bir konuşma yapar ancak halk daha fazla galeyana gelmistir.

15:55 – Hizini alamayan yaklasik 10 bin kisilik saaldırgan ve fasist güruh ,Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelir ve slogan atmaya devam eder.

18:00 – Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır.

18:30 – Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir.

19:14 – Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir.

19:50 – Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir.

20:00 – Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır.

20:05 – İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir.

20:10 – Yangın Otele de sıçramıştır.

20:20 – Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır.

20:40 – Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır.

20:50 – Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır.

21:00 – Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır.

21:40 – Atatürk – Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edilmiştir.

22:00 – İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır.

23:00 – Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır.

2 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 37 can yakılarak katledilir. 51 kişi de katliamdan, kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtulurlar. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardır. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaşir. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri tekrar saldırıya geçerler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atılirlar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtarır. Yaralılar Polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürülür.

Devlet yetkilileri nin tutumu ve katliamin sorumlulari

Polis telsizlerinden duyulan diyaloglar ..

– Taş atıyorlar, saldırıyorlar, ne yapalım?

– Anlaşıldı, müdahale etmeyin… (Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner)

Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 37 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.

Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demiştir. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.

Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleri sonucunda halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.

Dönemin Başbakan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı olan Erdal Inönü ise katlima karşı üç maymunu oynar.

Dönemin Belediye Başkanı olarak saldırganların daha fazla galeyana gelmesine sebep olan açıklamaları ile katliamda 1.derecede rol oynayan Temel Karamollaoglu, daha sonra TBMM çatısı altında milletvekili olarak görev alır.

Ahmet Yücetürk: Katliamı seyreden General.Sivas Tugay Komutanı..

Şevket Kazan: DYP-REFAH koalisyonunun bir dönem Adalet Bakanı..Sivas katliamini gerçekleştiren grubun avukatı..

.

Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan fasist ve gerici katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.

Bu olaydan sonra Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür. Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durmamış, saldırıyi Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlamış ve iddianameyi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası`na muhalefet temelinde hazırlamıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)

Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır. Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:

“İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Sivas`in Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır…

“İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır.

“İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi,

“Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;

“Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;

“Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;

“Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.

Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır.

“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;

“… Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur…”

Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.

Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığı biliniyordu. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.

Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonu`na ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımlarında da ilginç bilgiler vardir.

Doğukan ÖNER: (Sivas Emniyet Müdürü) : “… Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir.

“… Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı… Ben o grupları Madımak önünde görmedim…”

Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük… Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar…”

Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu… Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.”

Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı Karamollaoglu, ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.”

Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu…”

Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir…”

Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri : İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtirler.

Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.

Davanın ilk duruşması, Ankara 1 No`lu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.

İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.

Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.

Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:

Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:

“Gerekçeli Karar: …Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.

“… Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetes`inde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek… hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına…“ (Ankara 1 No`lu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465)

Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.

DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.

Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.

Davanin görüldügü siralarda artik iktidar degismis DYP-REFAH Koalisyonu`nda Basbakanlik koltuguna Necmettin Erbakan oturmustur.Iste tam bu dönemde gündeme damgasini vuran MGK nin irtica karsiti deklerasyonlari ile 28 subat süreci baslamistir.Bu kez dengeler altüst olmustur.MGK nin verdiği ayarla cark eden “bagimsiz yargi” 3-5 yil hapis cezasi istediği katliam sorumlulari hakkinda DGM `lerde yeniden actigi davalarla ömür boyu hapis cezasi ve idam istemiyle davalar acar.Gercek suclulara dokunulmadan verilen 27 Kasim 1997 tarihli hükme göre 33 saniga idam cezasi verilir. Yapilan degerlendirmelerde bu davanin Istiklal Mahkemeleri sonrasinda,tek bir davada,bu kadar idam cezasinin verildiği ilk dava oldugu vurgusu yapilir.Yargi,MGK kararlarini da göz önünde bulundurarak ,bir yandan islamcilara gözdagi veriyor,bir yandan da gerceklestirilen katliamda devletin rolünü örtbas ediyordu.

Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:

“… 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağın`ın önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır…” (Gerekçeli Karar, s. 65-67)

DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilir.

Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda saniklara verilen hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası ise bazı usül noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önüne gelmistir.

Bu arada Sivas katillerinden 6`sının Almanya`ya kaçmış olmaları nedeniyle, bir Sivas Davası da Almanya`da da başlatildı. Cezaları onanan sanıklar, bu katliamı gerçekleştiren kimseler olmakla birlikte; olayın asıl tertipçileri, perde arkasındaki karanlık güçler ve onların devlet bağlantıları henüz açığa çıkarilamamıştır. Olayın asil faillerinden Refah Partili Sivas Belediyesi Encümen üyesi Cafer Erçakmak henüz yakalanmamıştır. O günün Belediye Başkanı, bir zamanlarin Milletvekili, Temel Karamollaoğlu yargılanmamıştır.”

The Sivas massacre, refers to the events of July 2, 1993 which resulted in the deaths of 37 Alevi intellectuals and two hotel employees. The victims, who had gathered for a cultural festival in Sivas, Turkey, were killed when a mob of radical Islamists set fire to the hotel where the group had assembled.

Arson attack:

The attack took place not long after traditional Friday prayers, when the mob broke through police barricades to surround the Otel Madımak, where artists, writers and musicians had gathered to celebrate 16th century Alevi poet Pir Sultan Abdal. Reportedly angered by the presence of Aziz Nesin, a writer who had translated and published extracts from Salman Rushdie’s The Satanic Verses, the enraged fundamentalists surrounded the hotel, shouting “Death to the infidel!”and threatening the assembled artists with lynching. The hotel was set alight, and the fire claimed 35 lives, including those of musicians, poets, tourists and hotel staff, while assembled police & soldiers did nothing to intervene.Aziz Nesin was able to escape only because attackers initially failed to recognize him. According to reports, when rescuers eventually realized his identity, he was beaten by firemen while a city councilman from the Welfare Party shouted, “This is the devil we should have really killed.”

Aftermath:

The event was seen as a major assault on free speech and human rights in Turkey, one which seriously deepened the rift between religious and secular segments of society. After lengthy court proceedings, the State Security Court sentenced 33 people to death on 28 November 1997 for their roles in the massacre; 31 of these sentences were upheld in a 2001 appeal.When Turkey overturned the death penalty just over a year later in 2002, the sentences were commuted to life in prison.

Each year on the anniversary of the massacre, demonstrators hold protests and vigils to commemorate the victims of the fire.Many wish to see the hotel, which has since re-opened, declared a memorial and turned into a museum. 

kara blok çağrısı !!! / black block call !!!

Posted in Anarşizm (Anarchizm), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Çevre (Enviroment), destek ( support ), duyuru / announcement, Ekoloji (Ecology), haberler ( news ), kara blok ( black block ) on Mayıs 3, 2011 by anticopyrighttr

insanı, hayvanı ve gezegeni sömüren, katleden kapitalist elitleri karşılıyoruz !!!

3 – 5 mayıs tarihlerinde küresel / yerel karar vericiler gezegen üzerindeki suyu nasıl talan edeceklerini konuşmak üzere yeniden istanbul’da olacaklar.

devlet kurumları, küresel / yerel şirketler ve küresel sermaye ve yerel hükümetlerin güdümündeki stk ‘lardan oluşan dünya su konseyi, o günlerde haliç kongre merkezi’nde küresel kapitalizmin gezegen üzerindeki tüm sular hakkinda sınırsız sömürü hırsıyla ve kaynakların tamamen tüketilmesi sonucunu doguran talan anlayışıyla yeni kararlar alırken, bizler de onları sokaklarda rahat bırakmayacağız ve haliç kongre binasının kapılarına dayanıyor olacağız.

kara blok çağrıcıları

tarih: 3 mayıs salı, 2011
saat: 10.00
toplanma yeri: beyoğlu adliyesi önü, halıcıoğlu

an action call from the black block against the 2nd istanbul international water forum which will take place from may 3rd to 5th, 2011, at the haliç congress centre in istanbul, turkey…

john holloway türkiye’de / john holloway in turkey

Posted in Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), duyuru / announcement, emek hareketleri ( worker movements ), haberler ( news ) on Nisan 13, 2011 by anticopyrighttr

John Holloway, Türkiye’nin düşünce dünyasında öncelikle, 1970’lerde yeniden canlanan Marksist devlet teorisi üzerine tartışmalara yaptığı katkılarla tanınmıştır. Holloway, devleti sermaye ve işçi sınıfı arasındaki çatışmalı ilişkilerin kurduğu toplumsal bir biçim olarak ele alan yaklaşımın bir destekçisi olarak öne çıkar. Bu yaklaşım, Holloway’in de önemli üyelerinden biri olduğu Açık Marksizm okulunun oluşumunda belirleyici bir rol oynar. Bu okul, hem tekelci devlet kapitalizmi gibi geleneksel hem de Poulantzas’ın Althusserci devlet teorisi ile Düzenleme Okulu gibi daha yakın tarihli Marksist fikirlerin eleştirisine odaklanır.

Holloway’in Türkçeye 2003 yılında kazandırılan kitabı İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek (İletişim Yayınları) dünyada ve Türkiye’de, akademik ve siyasi çevrelerde yaygın bir şekilde tartışılmıştır. Kitabın temel iddiası, devrimin devlet aygıtının ele geçirilmesine değil, bütün bir kapitalist toplumun gündelik pratikler yoluyla doğrudan reddine dayandığıdır. Bu iddia onun Meksika’daki Zapatista hareketine bakış açısının da temel bir öğesini oluşturur. Zapatistaların onur mücadelesi, Holloway’e göre, mücadele halindeki öznelere devrimi yeniden icat edebilmenin ufkunu açar. Werner Bonefeld ile birlikte kaleme aldıkları Küreselleşme Çağında Para ve Sınıf Mücadelesi (Otonom Yayıncılık, 2007) ise yazarların kapitalist toplumsal biçimleri sınıf mücadelesinin bir ürünü olarak ele alan yaklaşımlarının, küresel sermaye ve devlet arasındaki ilişkiler düzeyinde bir açılımını sunar. Bu yaklaşımda, para politikaları ve borçlandırma yoluyla işleyen küresel piyasanın içine düştüğü krizler,sermayenin emeği tahakküm altına alamamasının krizleri haline gelir.

Son olarak, John Holloway 2010 yılında yayımladığı Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak’ta (Otonom Yayıncılık, 2011) sermayenin iktidar mantığına teslim olmadan, dünyanın radikal bir şekilde nasıl dönüştürülebileceği sorusunu yeniden ele alır. Bu soru, bakışlarımızı kapitalist toplumsal bütünlük ile gündelik yaşamdaki eyleyişlerimiz arasındaki ilişkilere çevirir. Çatlaklar yaratan bir devrimde, kapitalizmi yıkmak demek onu yaratmaya son verip yeni bir dünya yaratmanın deneyimlerine girmek demektir. Başka bir deyişle, dünyayı değiştirme mücadelesi sıradan deneyimlerimize içkin olması nedeniyle hem mümkün hem de hayati bir mücadeledir. Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak, kapitalizme karşı şimdi ve buradaki bir mücadeleye bir davettir.

1991’den beri yaşamakta olduğu Meksika’da Zapatista hareketiyle kurduğu yakın ilişkiler ve sermaye ile emek arasındaki sınıf ilişkisini bir mücadele olarak ele alan perspektifiyle güncel Marksizmin önemli figürleri arasında yer alan John Holloway, ilk kez Türkiyeli okurlarıyla buluşuyor. Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak (Otonom Yayıncılık) adlı son kitabının Türkçede yayımlanmasının ardından, John Holloway 18 Nisan Pazartesi günü, İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi’nde, 20 Nisan Çarşamba günü ise 16. İzmir Kitap Fuarı’nda düzenlenecek söyleşilerde bizlerle birlikte olacak:

Etkinlik Programı:

Paranın Egemenliğine Karşı Öfke – J. Holloway

Moderatör: Doç. Dr. Zeynep Gambetti

Tarih ve Saat: 18 Nisan Pazartesi 17.00

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampus İbrahim Bodur Oditoryumu

************

Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak – J. Holloway

Tarih ve Saat: 20 Nisan Çarşamba 18.15

Yer: İzmir Kitap Fuarı, Konferans Salonu I

an announcement about the coming of john holloway to turkey. locations & dates…

17 nisan’da emek sineması’ nı geri alıyoruz !!!

Posted in aktivizm (activism), destek ( support ), duyuru / announcement, haberler ( news ), soylulaştırma "kentsel dönüşüm" / gentrification on Nisan 13, 2011 by anticopyrighttr

17 Nisan’da Emek Sineması’nı geri alıyoruz!

Duymayan kalmadı: Emek Sineması iki yıldır kapalı. Sinemanın da içerisinde bulunduğu ada yıkılıp yerine tıpkı sinemanın karşısındaki Demirören AVM gibi, dışı ‘tarihi eser’ çakması içi yaldır yaldır bir AVM yapılacak. Emek’ten geri kalanlar ise AVM’nin en üst katına defnedilecek.

Emek Sineması, kentsel yenileme safsatası adı altında, İstanbul’u alışveriş, kültür ve kongre merkezi ve bol yıldızlı otel ile donatarak, kamuya ait ne varsa özelleştirerek pazarlanabilir hale getirme projesinin ne ilk ne de son kurbanı. İstanbul’un AVM’ler, plazalar ve rezidanslarla değiştirilen siluetiyle sadece evlerimizi, okullarımızı, sokaklarımızı, sinemalarımızı değil bireysel ve kolektif hafızamızı da kaybediyoruz yavaş yavaş…

Fakat bizler, İstiklal Caddesi’nde heyula gibi yükselen Demirören AVM’nin devasa gölgesiyle bile yok edemeyeceği hafızamızda hâlâ Saray Sineması’nı taşıyoruz, unutmuyoruz! Emek Sineması’nda seyrettiğimiz ilk film kadar 1987’de yine burada gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamasını da hatırlıyoruz. Hatırladığımız için bugüne sahip çıkıyoruz.

Israr ediyoruz, “sadece Emek değil, bütün İstanbul bizim!” diyoruz.

Dört aydır bir avuç sözüm ona tarafsız bilirkişi tarafından yazılacak ve Emek Sineması’nın kaderini belirleyecek raporu bekliyoruz. Bizler artık ellerimizden alınan mahalleleri ve kamu alanlarını “kaderlerine” terk etmek yerine onları kamu yararı adına geri alma zamanının geldiğini düşünüyoruz.

Bilenler bilmeyenlere söylesin: haksız ve hukuksuz bir şekilde sermayeye devredilen Emek Sineması ve Cercle D’Orient binası Sosyal Güvenlik Kurumu’na, yani kamuya, yani bizlere aittir ve şüphesiz ki bu alan üzerindeki her türlü kullanım hakkı kamunundur ve kolektiftir. Nazarımızda meşru ve esas olan Beyoğlu Belediye Başkanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Yenileme Kurulu Üyeleri ve Kamer İnşaaat gibi şirketlerin çıkarları değil, kamunun yararı ve kararıdır. Ticarileştirilen sanatsal ve kültürel üretime, özelleştirilen kamusal alanlara karşı kamusal müştereklere sahip çıkmanın gerekliliğine inanıyoruz. Bu nedenle, alenen ilan ediyoruz, iktidarın keyfi hukuksuzluğuna karşı Emek Sineması’nı geri alıyoruz!

Aksi takdirde, Emek Sineması, geçen seneki İstanbul Film Festivali kapanışında, bu sene de açılışında gördüğümüz üzere, iktidarın ve sermayenin yağmaladığı, ezip geçtiği bütün kültürel, toplumsal ve tarihi değerlerin başına geldiği gibi bir nostalji mekanı olmaktan öteye geçemeyecektir. Biz bu gelip geçici duygulanmalara, ah vah çekmelere inanmıyoruz. Emek Sineması, dile getirildiği gibi bir değerse ona henüz geç olmadan sahip çıkmak zorundayız.

Bu düşünce ve motivasyonla herkesi 30. İstanbul Film Festivali’nde ulusal yarışmaya katılması “uygun görülen” ilk belgesel olan ve İstanbul’un talan edilme sürecini anlatan Ekümenopolis filmini hep beraber Emek Sineması perdesinde izlemek için 17 Nisan Pazar günü saat 18:30’da Taksim Tramvay Durağı’nda buluşarak Yeşilçam Sokak’a beraber yürümeye ve Emek Sineması’nı kitlesel bir şekilde geri almaya davet ediyoruz.

Bu vesileyle bütün sinemacılara sesleniyoruz: Gelin siz de filminizi 17 Nisan’da Emek Sineması’nda gösterin!

Emek Bizim İstanbul Bizim!

İsyanbul Kültür Sanat Varyetesi

emeksinemasi.blogspot.com

iksvaryetesi@gmail.com

isyanbulkultursanatvaryetesi@hotmail.com

an action call against gentrification

propaganda yayıncılık / propaganda press

Posted in Anarşizm (Anarchizm), duyuru / announcement, haberler ( news ), Medya (Media) on Mart 14, 2011 by anticopyrighttr

propaganda yayınları, anarşist ve özgürlükçü düşünse sahasında bir boşluğu doldurmak için doğuyor!

propaganda yayınları, türkiye’de anarşist ve özgürlükçü düşünce parkurunda yazılmış özgün eserleri, elektronik kitap olarak yayınlamayı amaçlayan, kar amacı gütmeyen bir organizasyondur.

propaganda yayınları, anarşizan düşünce anaçerçevesi dahilinde ele alınabilecek özgün ve kuramsal eserleri yayınlama gayesindedir. bu minvalde, çeviriler ve kurgusal eserler (roman, şiir, öykü) ilgi alanımıza girmemektedir. öte yandan, anarşist ve özgürlükçü düşüncelere eleştirel ve kritik yaklaşan çalışmalara da yer verecektir.

dolayısıyla, anarşizm, komünizm/sosyalizm, ekolojizm, feminizm, hayvan özgürlüğü, antimilitarizim, glbt hareketi, öğrenci hareketi ve benzeri toplumsal hareketler ve düşünce akımlarına dair yazılmış özgün eserler, araştırma ve incelemeler yayınevimizin ilgi alanına girmektedir. bu bağlamda, değindiğimiz sahalarda yazılmış olan tezleri, toplu makaleleri ve benzerlerini yayınevimize sunulmaları üzere davet ediyoruz.

yayınevimize değerlendirilmesi için sunulan kitap dosyaları, en geç bir ay içinde değerlendirilecek ve sonuç yazara bildirilecektir. sunulan kitap dosyaları, titiz bir editöryal elemeden geçirilecektir. editöryal kurul, gerekli gördüğünde eserleri harici bir hakeme okutarak, fikir alabilecektir.

yayınevimiz, sadece elektronik kitap (e-book) yayınlamaktadır. kitaplarımızı, matbuu kitap basan yayınevleri gibi isbn numaralı olarak yayınlamaktayız. yayınevimizin isbn önkodu 0-9868586’dur. bu kitaplar, elektronik kitap okuma cihazları ya da el bilgisayarlarında okunabilmesi için hem e-pub/ mobi formatında, hem de bilgisayarda okunabilmesi için pdf formatında yayınlanmaktadır.

yayınevimiz ocak 2011 tarihi itibariyle yayın hayatına başlamıştır.

propaganda press is founded in January 2011 to publish ebooks in the anarchist tradition.

we specialize in well-written and well-researched original non-fiction books that span the wide range of anarchist and anti-authoritarian tradition and her cousins. we especially welcome submissions on feminisim, animal liberation, anarchist economics and anarchist philosophy and history.

we don’t publish translations or fiction books, and we [currently] publish only in Turkish.

the books we publish are offered both in pdf and, e-pub/ mobi formats so that they can be read in both computers (with any pdf viewer) and e-book readers (such as kindle, nook, etc.). moreover, we also assign isbn numbers to the books we publish, our isbn prefix is 0-9868586.

we published our first book in march 2011 titled “almanac of the turkish conscientious objection declerations (1989 – 2010)”. we still solicit book proposal from researchers working on aforementioned subjects and issues.

http://propagandayayinlari.net/

http://propagandayayinlari.net/english.html

dayanışma konseri / solidarity concert

Posted in Anti Militarzim (Anti Militarism), destek ( support ), haberler ( news ) on Şubat 14, 2011 by anticopyrighttr

antimilitaristlerin çok yakında düzenleyecekleri antimilitarist buluşma ve cezaevindeki vicdani retçi inan süver ‘le dayanışma etkinliği. sahne alacak gruplar:
bandista, hariçten gazelciler, bomba etkisi…

a solidarity concert for the antimilitarist gathering and the conscientious objector inan süver,who is still in prison…

16 şubat çarşamba
21.00 – 23.30
PULP: İmam Adnan Sk. Yeşilçam Sineması Üstü

festus okey davasına “müdahil” olmaya çağırıyoruz!

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), destek ( support ), haberler ( news ) on Ocak 26, 2011 by anticopyrighttr

20 Ağustos 2007 akşamı Beyoğlu polis karakolunda bir cinayet işlendi; gözaltına alınmış bir genç, polis silahından çıkan kurşunla öldürüldü. Yıllardır yaşanılagelen cinayetlerden çok da farklı değildi aslında: yine tahakküm makinasındaki bir çark, yine nefretle, yine ayrımcılıkla, yine her türlü insani değeri hiçe sayarak bir canı yok etti. Anlaşılan bu sefer maktul, vatandaş olmayıp sığınmacı olduğundan, üstüne üstlük derisinin rengi farklı olduğundan “öldürülmeyi hak etmiş”ti; tıpkı kadın olduğu, kürt olduğu, eşcinsel olduğu, ermeni olduğu, trans olduğu, roman olduğu, isyankar olduğu vs. için “öldürülmeyi hak edenler” gibi.

Öldürülen kişinin adı FESTUS OKEY idi. Katil zanlısı 3 yılı aşkın süredir görevinin başında, elini kolunu sallayarak dolaşan bir polis. Mahkeme neredeyse 3 yıldır, Festus’un kimlik bilgilerini beklemek dışında hiçbir şey yapmıyor: ne silinmiş karakol kamera kayıtlarını, ne de en önemli delillerden olan Festus’un kayıp gömleğini soruşturuyor. Festus’un adına adalet aramak için mahkemeye müdahil olarak başvuranları da reddediyor ve sindirmek için haklarında suç duyurusunda bulunuyor. En son duruşmada mahkeme, bireysel olarak müdahillik dilekçesi vermiş olan 9 GDA katılımcısının hem taleplerini reddetti, hem de haklarında suç duyurusunda bulundu.

Benzerleri yüzlerce, binlerce kez tekerrür etmiş bu cinayete, onun örtbas edilme çabasına, adalet adı altında sergilenen bu vodvile karşı sesimizi yükseltiyor, bu olay vesilesiyle herkesi nefret ve ayrımcılık söylemleriyle, adaleti hiçe sayan hukuk sistemiyle hesaplaşmaya, mücadeleye, müdaheleye çağırıyoruz.

Önümüzdeki duruşma 27 Ocak Perşembe günü yapılacak. Bizler yine orada olacağız ve yine mahkemeye müdahil olmak için dilekçe vereceğiz. Muhtemelen yine talebimiz reddedilecek ve hakkımızda suç duyurusunda bulunulacak. Ama yine de böylece, katledilmesi hak görülen tüm diğerleri gibi Festus’un da yalnız olmadığını, ölmüş olsa bile suskun olmadığını, sandıklarından çok daha kalabalık ve güçlü olduğunu göstereceğiz. Göstereceğiz ki, yok ediciler tetiği çekmeden önce bir kez daha düşünsün. Göstereceğiz ki kürsüsünün otoriter zaviyesinden kelimeleri insan hayatından üstün zannedenler bir kez daha düşünsün.
Sizi de bu sese güç vermeye, bu gidişe “müdahil” olmaya çağırıyoruz.

Eğer bize katılmak isterseniz, kişisel olarak ekte hazırlanmış örnek müdahillik dilekçesini (ya da kendi tercihinize göre yazdığınız bir tanesini) imzalayabilirsiniz. Dilekçelerimizi elden vermek üzere 27 Ocak Perşembe saat 13:00’te Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi önünde buluşacağız. Eğer gelemeyecekseniz dilekçenizi en geç 24 Ocak tarihine kadar “Beyoğlu 4.Ağır Ceza Mahkemesi 2007/276 Esas” adresine iadeli tahahhütlü göndermeniz gerekiyor.
Katılımınızı bekliyoruz.

NE OLMUŞTU?
GİRİŞ
Yolda bir araç durdu, araçtan inen sivil polisler M.O. ve Okey’i gözaltına alıp Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürdü. M.O.’nun iddiasına göre Okey, beşinci kata çıkarılırken, kendisi birinci katta tutuldu. M.O., bir süre sonra çığlıklar duydu. Sonra bir el silah sesi işitildi. Yanına gelen polis, M.O.’ya “Arkadaşın öldü” dedi. (30 Ağustos 2007 – RADİKAL)

GELİŞME
Festus Okey’in 20 Ağustos 2007′de saat 17.47′de Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği’ne girip, 18.07′de yaralı vaziyette çıktığına dair kamera görüntüleri mevcut. Demek ki Okey bu saatler arasında vuruldu. Belgelere göre olay savcılığa 21.10′da haber verilmiş. Yani polisin, olayı tam üç saat boyunca savcılıktan sakladığı anlaşılıyor.

Soruşturmalarda tayin edici bir rolü bulunan olay tutanağı, 21.08. 2007 tarihinde saat 01.10′da düzenlenmiş. Tutanağı düzenleyense Okey’in ölümüne neden olan ekipten başkası değil.

Okey’i vuran Yıldız’ın el svapları alınmış ve hazırlanan rapora göre barut izi bulunamamış. Bu durum sadece polis memurunun elini yıkaması halinde mümkün.

Festus Okey’in vurulduğu sırada giydiği gömlek, gerek karakol giriş-çıkış gerekse de hastane giriş sırasındaki kamera görüntülerinde mevcut olmasına karşın, delillerin arasında bu gömlek yok.

Tanık olarak ifadesi alınan bir polis olayı görmediğini, kamerada izlediğini ifade etmiş. Ancak kamera kaydı bulunmuyor. Emniyet, bilgisayarın kaydetme özelliğinin bulunmadığını söylüyor. Fakat bilgisayarda karakola giriş çıkış görüntülerinin bulunduğu açıklandı. (26 Kasım 2007 – RADİKAL)

SONUÇ:
“…1982 doğumlu Peter oğlu Festus Okey’in cenazesi tabutlanmış ve müherlenmiş olup Nijerya ili Legos ilçesine naklinde sakınca yoktur.”

NEDEN?
Festus Okey’in yaşadıkları, Avrupa dahil dünyanın her yerinde, kağıtlı ya da kağıtsız, göçmenlerin yaşadıkları ayrımcılıkların,şiddetin ve haksızlıkların en bariz ve somut sonucudur.

Davanın yerinde saymasının bahanesi öldürülen kişinin kimliğinin bir türlü saptanamadığı iddiasıdır. Bu cinayeti ört bas etmeye niyetlenen ve insan olmayı kimlik sahibi olmak zannedenlere son olarak hatırlatalım ki, Festus Okey’in Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından verilmiş üzerinde adı yazan bir mülteci kimliği vardı. Ama bu da devlet için yeterli olmadı.

Davasına ise ne Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği müdahil oluyor, ne de müdahil olmak isteyen gönüllü avukatlara bu izin veriliyor. Çünkü Festus Okey vatandaş değildi. Çünkü Festus Okey bir sığınmacı, bir göçmendi.

Adalet mekanizması adeta , “eğer resmi bir kimliği yoksa, o insan yoktur; ve olmayan bir insanı öldürmek de cinayet sayılmaz” diyor. Yani devlet açısından kimliği belirlenemeyen bu “yabancı” bir “hiç”tir. Anlaşılan devlete göre, kimliksiz, belgesiz olanlar acılar içinde kıvranabilir, aç kalabilir, ölebilir, öldürülebilirler. Hatta aramızda dolaşabilir, çalışabilirler ama bu onların var oldukları, insan oldukları anlamına gelmez; onlar aslında birer “gölge”dirler; ve gölgeleri öldürmek suç değildir.

Festus bizim kardeşimiz, unutmadık, unutturmayacağız!
Ancak Festus’un katledilişini kimlik bahanesiyle unutturacaklarını, ört bas edeceklerini zannedenler yanılıyorlar. 20 Ağustos gecesi öldürülen Festus Okey’i unutmamak ve onun için adalet talep etmek için bizim kimlik belgesine ihtiyacımız yok. Hepimiz Festus Okey’e tanığız.

Festus bizim kardeşimiz, unutmadık; unutturmayacağız.

An ongoing case investigating the alleged murder of a Nigerian refugee at an Istanbul police station seems to have stalled three and a half years after Festus Okey’s death.

Okey was taken into custody Aug. 20, 2007, in Istanbul’s central Beyoğlu district . He allegedly died at the Beyoğlu police station after being hit by a bullet fired from the gun of Cengiz Yıldız ( a police officer ) while the police officer questioned Okey.

Police say they have no footage of the incident since their cameras were broken at the time of death, and that the gun fired accidentally while Okey was trying to grab it. The shirt Okey was wearing when he was shot, considered a critical piece of evidence in the case, has reportedly gone missing. Though he wore it while being transported to the hospital, the shirt was not among his belongings that were delivered to the police after his death.

27 OCAK PERŞEMBE 2011, 13.00
BEYOĞLU 4. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

not: müdahillik için gerekli dilekçe için:

http://gocmendayanisma.org/blog/wp-content/uploads/2011/01/Festus_Okey_Davasina_Mudahillik_Dilekcesi.rtf

benim adım rachel corrie / my name is rachel corrie

Posted in destek ( support ), duyuru / announcement, haberler ( news ) on Ocak 25, 2011 by anticopyrighttr

Bir Filistinli ailenin evinin yıkılmasını önlemeye çalışırken İsrail buldozeri tarafından ezilerek katledilen Amerikalı barış gönüllüsü Rachel Corrie’nin hayatı sahneye taşındı. Corrie’nin günlüklerinden yola çıkılarak yazılan ve ilk olarak ölümünden 3 yıl sonra sahnelenen “Benim Adım Rachel Corrie” adlı oyunun Türkiye galası 27 Ocak’ta yapılacak.

Rachel Corrie, 16 Mart 2003 yılında Amerikalı Barış Gönüllüsü olarak Filistin’e gitmiş, bir ailenin evini korumak isterken İsrail buldozerinin altında kalarak yaşamını yitirmişti. Rachel’in Filistin’e gidiş süreci ve orada yaşadığı tüm sıkıntılar Rachel’in günlüklerinden yola çıkılarak tiyatro oyunu oldu. Adına da ‘Benim Adım Rachel Corrie’ denildi. Oyunun galası 27 Ocak saat 20.00’da Muammer Karaca Tiyatrosunda izleyicisiyle buluşacak. Galaya Rachel’in anne ve babası Cindy ve Craig Corrie de katılacak.

Rachel Corrie’nin günlük ve yazılarını, ünlü İngiliz aktör Alan Rickman ve The Guardian gazetesi editörü Katharine Viner derledi.İstanbul’daki sahnelerinin ardından tüm Türkiye’yi dolaşacak.

Oyun, Rachel’ın ölümünden üç yıl sonra sahnelendi ve İngiltere’de tiyatro izleyicileri tarafından belirlenen Yılın En İyi Yeni Tiyatro Oyunu Ödülü’nü aldı. Londra’daki başarıdan sonra Benim Adım Rachel Corrie’nin New York’ta sahnelenmesine karar verildi. Fakat oyunun sahneleneceği New York Theatre Workshop, oyunu son anda herhangi bir açılış tarihi belirtmeksizin erteledi. Bu karar çoğu tiyatro yazarı, eleştirmeni, oyuncusu ve izleyicisi tarafından kınandı. Alan Rickman, bu kararı “korku kaynaklı kötü bir sansürcülük”
olarak yorumladı. Oyun, ABD’de yasaklansa da birçok ülkede sahnelendi.
“Yaşamı kadar ölümü de ses getiren Rachel, acının ve hüznün toprağı Filistin’de yükselen bir sesti. Bu sesi duyurmak ve Rachel’lerin hala var olabildiklerini düşünmek bize ümit veriyor.

Bu projeyle tanıştıktan sonra kendimizi Henry ve Waldo’nun diyaloğundan çıkaramadık;
-Biz niçin orada değildik?
İşte bugün hep birlikte oradayız…”

Rachel Corrie kimdi?

Rachel Corrie Olympia, Washington’da doğan 23 yaşında Amerikalı bir barış eylemcisiydi. 2003’te Uluslararası Dayanışma Hareketi’ne (International Solidarity Movement) katıldı ve barış gönüllüsü olarak Filistin’e gitti. 16 Mart 2003’te bir İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürüldü. Öldürüldüğü sırada Filistinli bir ailenin evinin yıkılmasını engellemeye çalışıyordu.

Sözcüklere ve şekillere olan merakını küçük yaşlarda göstermeye başlayan Rachel, eli kalem tutar tutmaz gözlemlerini kağıda dökmeye koyuldu. Çevresinde olup bitenleri kendine has bir üslupla ifade etmeye çalışırken, dünyanın herkes için yaşanılabilir, barışçıl bir yer olacağı günü görebilme arzusunu da her fırsatta dile getirdi.

Rachel, daha 10 yaşındayken, “Dünyada Açlık Konferansı”nda şu konuşmayı yapmıştı: “Başka çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü umursuyorum. Buradayım çünkü her yerde çocuklar acı çekiyor ve çünkü her gün 40 bin kişi açlıktan ölüyor. Buradayım çünkü bu kişiler çoğunlukla çocuk. Biz, yoksul insanların her yanımızda olduğunu ve bizim onları umursamadığımızı anlamak zorundayız. Biz, bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamak zorundayız. Biz, üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da bizim gibi düşündüklerini, bizim gibi güldüklerini, bizim gibi ağladıklarını anlamak zorundayız. Biz, onların bizim rüyalarımızı gördüğünü, bizim de onların rüyalarını gördüğümüzü anlamak zorundayız. Biz, onların biz olduğunu anlamak zorundayız. Biz, onlarız. Benim hayalim, 2000 yılına kadar açlığı durdurmak. Benim hayalim, fakirlere bir şans vermek. Benim hayalim, her gün ölen 40 bin insanı kurtarmak. Benim hayalim, hepimiz geleceğe bakıp orada parlayan ışığı görürsek gerçekleşebilir ve gerçekleşecektir. Açlığı umursamazsak, o ışık söner. Hepimiz yardım edersek ve birlikte çalışırsak, büyür ve yarının imkânlarıyla özgürce o ışık yanar.”

Rachel Aliene Corrie (April 10, 1979 – March 16, 2003) was an American  college student and member of the International Solidarity Movement (ISM) who traveled to the Gaza Strip during the Second Intifada. She was killed by a Caterpillar D9R armored bulldozer operated by the Israel Defense Forces (IDF) during a protest against the destruction of Palestinian homes by the IDF in the Gaza Strip.

My Name is Rachel Corrie is a play based on the diaries and emails of Rachel Corrie, edited by Katharine Viner and Alan Rickman.

“bayram”?

Posted in destek ( support ), haberler ( news ), hayvan özgürlüğü ( animal liberation ) on Kasım 16, 2010 by anticopyrighttr

sansürcü nezih kitabevi

Posted in destek ( support ), duyuru / announcement, haberler ( news ) on Ekim 23, 2010 by anticopyrighttr

e- posta ile gelen ve desteklediğimiz çağrıdır:

“Basına, kamuoyuna ve tüm ilgililere;

Geçtiğimiz üç ay içerisinde hiç beklemediğimiz bir yaklaşımla karşılaştık.

Bir süreden beri Underground Poetix okurlarından gelmekte olan mailler sonrasında NEZİH KİTABEVİ’ nde, Berfin Cemiloğlu ile başlayan dönemde  Underground Poetix’ in yeni sayısının bulunmadığı ve sipariş etme isteklerinin de çeşitli farklı sebeplerle reddedildiğini öğrendik.

Senelerdir sorunsuz bir şekilde çalıştığımız ve yakın zamanda bir İngiliz şirketi tarafından satın alındığını öğrendiğimiz NEZİH KİTABEVİ’ nin bu yaklaşımını başlangıçta anlayamasak da, sonrasında yapılan görüşmelerde bunun dergi talebinde bulunan okuyuculara açıkça söylenmemekle birlikte, ne hoş bir takiye, dergi içersinde yer verilen çeşitli görsellerden ve dergi dilini gayri ahlaki bulmalarından kaynaklandığını öğrendik.

Bizim bildiğimiz, ve çalışmakta olduğumuz kurum, NEZİH KİTABEVİ , bildiğimiz kadarı ile bir kitabeviydi. Kitabevi ile ahlak zabıtalığı arasında da bir fark olduğunu düşünüyoruz.

Ve bizler tam da bugüne denk düşen bu davranış kalıbını zamanlaması açısından oldukça dikkate değer buluyoruz. Underground Poetix ile başlayan bu mekanizmanın ileride ne şekilde evrileceği ve nerelere dayanacağı tüm yayıncıları ve okurları ilgilendiren bir noktadadır. CABASI İSE İÇERDE SATTIKLARI YÜZLERCE ÇEŞİT YABANCI YAYIN ORGANIDIR! Kİ YETERİNCE “MÜSTEHCENLİK” BARINDIRMAKTADIRLAR, NEZİH KRİTERLERİ BAZ ALINIRSA!

Merak ettiğimiz nokta NEZİH KİTABEVİ’ nin Bukowski, Genet ve diğer edebi ürünlere raflarında nasıl yer verebileceği, sipariş vermeden önce tüm dergileri ve kitapları tek tek, sayfa sayfa inceleyip sansür mekanizmasına uygun olmayanları  nasıl ayıklayacağıdır.

Abdülhamit’ in sansür mekanizmasını anımsatan, zaman içersinde kitle histerizasyonları ile Nazi propaganda bakanı Goebbels zamanındaki meydanlarda kitap yakmalara kadar uzanabilecek bir sürecin başındaki NEZİH KİTABEVİ ,artık kendileri ile çalışmayı tek taraflı kesmiş bile olsak, durumunu yeniden değerlendirmeli ve özeleştiri vermeli, bunu da kamuoyu ile paylaşmalıdır. Aksi takdirde, BİZ bulunduğumuz her platformda, elimizdeki tüm imkanlarla bu softalığı ifşaa etmeye devam edeceğiz.

Underground Poetix’e yönelik bir yaklaşım olarak başlayıp çok farklı ve tatsız mecralara sürüklenebilecek bu yaklaşıma karşı tüm okurları, yayınevlerini ve özgür düşünceli insanları NEZİH KİTABEVİ’ni BOYKOTA ÇAĞIRIYORUZ !

UNDERGROUND POETIX ”

a boycott call against nezih bookstores because of their censorship !!!