Archive for the ırkçılık (racism) Category

hayali coğrafyalar: cumhuriyet döneminde türkiye’ de değiştirilen yer adları

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), e-kitap ( e-book ), insan hakları (human rights), ırkçılık (racism) on Temmuz 13, 2011 by anticopyrighttr

“David Wilmshurst imzalı “Doğu Kilisesinin Dini Yapılanması -1318-1913” (The ecclesiastical organisation of the Church of the East, 1318-1913) isimli çalışmayı okuyan herhangi bir Türk için, bu kitapta bahsi edilen ve Türkiye sınırları içinde olan yüzlerce ilçe, köy, mahalle ve mezra isminden herhangi biri dahi tanıdık gelmeyecektir. Zira bu isimlerin neredeyse tamamı, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne kadar sistemli bir biçimde kök ve anlamlarından tamamen koparılıp değiştirilerek Türkçeleştirilmiştir.

Türkiye’nin çok dilli toplumsal yapısını tek dilli hale dönüştürmeyi hedefleyen ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana süren projesinin en önemli ayağını var olan toplumsal gerçekleri ya tamamen ortadan kaldırmak ya da gizlemek oluşturdu. Bu yapılırken de yalnızca makro bir çerçeveye bağlı kalınmadı, insanların özel hayatlarına kadar inilerek, isimleri gibi özel varlıklarına da el konuldu.

Tek millet ülküsünü ayakta tutmak için tarihin deforme edilmesinden, bugünün de geleceğe yaşandığı haliyle aktarılmamasına dönük bu azami çabaya itirazını koruyan Kürtler ise bu süreçte en fazla olumsuz etkilenen kesim oldu. Kürtleri tanımlayan, onları Türklerden ayıran en önemli unsur olan Kürtçe, kamusal hayattan tamamen uzaklaştırıldı.

Devamında da bu dilde anılan kişi isimlerinden yer adlarına kadar her şey Türkçeleştirilmeye çalışıldı. Kürt ailenin Bêrivan dediği çocuk Suna, Kürt köyü Civyan Gürdere, Kürt kenti Gever Yüksekova oldu. Bu derin hafıza silme çalışmasının amacı Berîvan diye bir insan, Gever diye bir kent isminin olmadığını, olsa bile tarihten bir anektod olduğunu verili bir toplumsal gerçeğe dönüştürmekti. Nitekim Gever gibi yerler için de ‘Kürtçe isim’ değil, ‘eski isim’ sıfatı kullanıldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2009’da, ‘Kürt açılımı’ndan kısa bir süre önce Güroymak’a gerçek adı Norşîn ile hitap etmesinin ardından, bu isimlerin iadesine dönük yoğun bir beklenti oluşmuş ancak bu da genel ‘açılım’ projesinin askıya alınması gibi gündemden düşürülmüştü. Son zamanlarda bu yönde BDP’li belediyeler tarafından olumlu kararlar alınsa da bu kararların önemli bir kısmı valilikler, kaymakamlıklar ya da yargının engeline takılıyor.

Hayalî coğrafyalar:

Yalnızca Kürt meselesiyle değil, Türkiye’nin tümünün gerçek tarihi ve kültürüyle ilgili bu durum şimdiye dek herkesin farkında olduğu, ancak boyutları konusunda gerçek bir fikrinin olmadığı bir konuydu. Yazar Sevan Nişanyan’ın, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) için hazırladığı ‘Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Değiştirilen Yeradları’ başlıklı raporu sorunun geniş bir dökümünü ve tarihçesini sağlamakla bu yönde önemli bir ihtiyacı karşılıyor.

Nişanyan’a göre, Cumhuriyet dönemini de şekillendirecek yer adlarını Türkçeleştirme politikası Enver Paşa’ya kadar uzanıyor, politikanın fiilen uygulamaya konması da 1. Dünya Savaşı’nın ortalarında, Enver Paşa’nın 6 Ocak 1916 tarihli genelgesiyle başlıyor. Enver Paşa, sözkonusu genelgede ‘İslam olmayan’ milletlerin dillerindeki bölgelerin değiştirilmesini şu sözlerle emrediyor:
“Memalik-i Osmaniyyede Ermenice, Rumca ve Bulgarca, hasılı İslam olmayan milletler lisanıyla yadedilen vilayet, sancak, kasaba, köy, dağ, nehir, ilah. bilcümle isimlerin Türkçeye tahvili mukarrerdir. Şu müsaid zamanımızdan süratle istifade edilerek bu maksadın fiile konması hususunda himmetinizi rica ederim.”(s.41).

Enver Paşa’nın ilkin gerek görmediği Müslüman Kürt ve Arap toplumlarının dillerindeki bölgelerin isimlerinin değiştirilmesine ise Cumhuriyet döneminde başlanıyor.

Atatürk sürdürüyor, İnönü yavaşlatıyor, Menderes yükseltiyor

Aynı politikanın Atatürk döneminde sürdürüldüğünü, İnönü döneminde neredeyse durduğunu, 1950’lerinde ortasında ise ‘radikal’ bir aşamaya evrilerek binlerce yerin isminin değiştirilmesine zemin hazırlayacak düzenlemelerin yapıldığını not eden rapor, 1960 sonrasına dair şöyle bir döküm veriyor:

“Hazırlıklar 27 Mayıs 1960 darbesinin hemen ertesinde semeresini verdi. Darbeyi izleyen dört ay içinde 10 bine yakın yeni köy adı resmi kullanıma sokuldu. 1965’ten önce Türkiye’deki tüm yer adlarının yaklaşık üçte biri değiştirildi. Bazıları binlerce yıllık tarihe sahip olan 12 bin dolayında köy ve 4 bin dolayında bağlı yerleşim ile binlerce akarsu, dağ ve coğrafi şekil, bürokratik zihniyetin ürünü olan yeni Türkçe adlara kavuştu. Eski adları unutturmak için son derece katı politikalar izlendi. Bu adları (parantez içinde dahi olsa) gösteren haritaların basılması, yurda sokulması ve dağıtılması yasaklandı.” (s.13).

Rapordan, 1965’ten 1980’e kadar ad değiştirme politikasının bir kez daha yavaşladığını, 80’darbesinden sonra ise yeniden canlandığını öğreniyoruz. 80 sonrasında da 1960 tane yerleşim yerinin ismi değiştiriliyor (s.15).

Kürt kentlerine özel uygulama:

Nişanyan, ad değiştirme politikasından, Türkiye’nin hemen her tarafının etkilendiğini, ancak bunun en yoğun oranda Kürt bölgelerinde uygulandığını çarpıcı bir tabloyla aktarıyor. Buna göre, 1920’lerden sonra, Türk nüfusun yoğun olduğu Bursa, Denizli, Çorum, Çankırı, Ankara, Afyon, Manisa, Karabük gibi kentlere neredeyse hiç dokunulmadı, bu kentlerdeki isim değiştirme oranları yüzde 10-20 civarlarında seyretti.

Tersi şekilde Kürt kentleri Diyarbakır, Van, Şırnak, Hakkari, Mardin, Bitlis, Bingöl, Batman, Ağrı, Adıyaman, Tunceli, Muş, Elazığ, Erzincan, Erzurum ve Siirt’te ad değiştirmenin sayısal dağılımı yüzde 70-90 arasında gerçekleşti. Antep, Kars, Malatya, Urfa gibi kentlerde de bölge isimleri yüzde 45 oranında değiştirildi. (s.51).

Rapor, yer isimlerinin dünyanın her yerinde, tarihin kendisi kadar yaşlı olabildiğini, kültürün en önemli parçalarından olduğunu farklı örneklerle aktarıyor. Çalışmadaki şu cümle, söz konusu olanın yalnızca bir ülkedeki halk veya halkların diline ait nüansların değil, tüm bir coğrafyanın tarihinin kaybettirilmesi olduğunu gayet iyi anlatıyor: “Anadolu’nun Türkler (ve Kürtler) tarafından iskânı sürecinde klasik tarih kaynaklarının karanlıkta bıraktığı pek çok husus, yer adları analizi sayesinde aydınlatılabilir.” (s.23).

Nişanyan’ın aynı çerçevede hazırladığı “Index Anatolicus: Türkiye Yerleşim Birimleri Envanteri” isimli çalışması da Türkiye’deki il, ilçe, mahalle, köy ve mezra gibi yerleşim yerlerinin eski ve yeni isimleri, kökenleri ve hangi tarihlerde değiştirildiğine ilişkin bilgileri Google Map üzerinden yansıtıyor.

Kürtlerin son yıllardaki en temel taleplerinden biri olan yer adlarının iadesi konusunda, Nişanyan’ın bu çalışması Türkiye’deki yerel ve merkezi yönetimlere önemli bir projeksiyon sunacak kapsamda. Çalışma aynı zamanda Türkiye’de Kürt ve Türk toplumlarının yaşadıkları yerlerin tarihini bilmeleri açısından da faydalı bir kaynak niteliğinde.

Menderes’in hiç mi dahli yok?

‘Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Değiştirilen Yeradları’ sağladığı önemli veriler ve perspektiflere rağmen, birkaç hususta eleştiri konusu nüanslar da barındırıyor. Öne çıkan iki husus şöyle sıralanabilir:

Nişanyan, Türkçeleştirme politikasının kısa tarihini aktardığı ve bu politikanın ‘radikal bir dönüşüm’ yaşadığını belirttiği 1950’lerle ilgili kısımda, dönemin Menderes iktidarını kollayan bir izlenim veriyor. Yazar birkaç yıl sonra binlerce yer adının değiştirilmesine dönük yasal düzenlemelerin hazırlandığı ve bunun Demokrat Parti hükümetinin İçişleri Bakanlığı tarafından yürütüldüğü dönemi anlatırken ne Adnan Menderes ne Demokrat Parti isimlerini kullanıyor.

Aynı şekilde 1950’lerin ikinci yarısındaki bu dönüşümü “siyasi iktidarları aşan” ifadesiyle tarif ederek Menderes hükümetine bir etkisizlik payesi veriyor. Yazar aynı bölümde, yapılan düzenlemede ‘Atatürkçülerin’ etkisinin fazlalığını “1957’de ‘Türkçe olmayan’ yer adlarını belirlemek ve yeni adlar önermek amacıyla, İçişleri Bakanlığı bünyesinde, silahlı kuvvetlerin, üniversitelerin ve diğer Atatürkçü devlet kurumlarının katıldığı Yabancı Adları Değiştirme Komisyonu kuruldu” cümlesiyle ima ediyor ancak bunu da herhangi bir ek bilgi vermeden ortada bırakıyor. (s.13).

‘Duygusal tepkiler’:

Nişanyan, raporda, yer adlarının iadesine, bunun nasıl uygulanabileceğine ilişkin başta Avrupa ülkelerinden olmak üzere çeşitli örnekler veriyor. Aynı şekilde iadede Kürt coğrafyasında izlenmesi gereken yollara dair de öneriler sıralıyor. Ancak “15 bini aşkın örneğin hemen hepsinde, ne yerel ne de resmi bir geçmişi olan, tamamen bürokratik yaratıcılığın eseri olan yeni adlar üretilmiştir” (s.31) diyen Nişanyan, bundan birkaç sayfa sonra bu bürokratik yaratıcılığın eseri olan adların kaldırılmaması gerektiğini savunuyor. Yazar bu durumu da, naif sayılabilecek bir gerekçeye bağlıyor: “…bugün bölgede Cumhuriyet döneminde verilmiş olan yeradlarının kaldırılarak eski adlara geri dönülmesi, kamuoyunda “Türkçenin” yenilgiye uğraması ve “Türkçe adların” bölge coğrafyasından silinmesi olarak algılanacak ve buna uygun duygusal tepkilerle karşılaşacaktır” (s.72).

Rapor, benzer şekilde Ermenice isimlerin iadesi konusunda da ‘vatandaş’ tepkisini gerekçe göstererek şerh koyuyor. “Doksan beş yıldan veya daha uzun süreden beri Ermenilerin yaşamadığı bir köyde ‘Ermenice’ olarak algılanan eski ada dönüş, haklı veya haksız tepkilere yol açacaktır” diyen rapor, yine geleneksel devletçi yaklaşımı çağrıştıran bir akıl ortaya koyuyor (s.72). Oysa şu anda Kürt kentlerindeki köy-mezra isimlerinin önemli bir kısmı ya Ermenice ya da Süryanice’dir. Ancak Kürtler günlük, hayatlarında, Kürtçe isimler kadar bu isimleri de kullanabilmekte, herhangi bir ‘haklı-haksız’ tepki göstermemektedirler.

Örneğin Hakkarililer, aradan yüzyılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen Hristiyan Nesturi toplumunun en önemli merkezlerinden olan Koçanis köyünü herhangi bir dini gerekçeyi dikkate almayıp aynı ismiyle anmaya devam etmekteler. Ancak Nişanyan’ın önerisiyle hareket edilse, buna rağmen köye verilen Türkçe ‘Konak’ isminin kaldırılmaması gerekir.

Raporun bu açıdan dikkat etmediği bir başka önemli husus da özellikle Kürt bölgelerinde il ve ilçe gibi isim dolaşımı çok yaygın olan yerler dışında yerleşim yerlerinin çok önemli bir kısmının Türkçe isimlerinin Kürtlerde büyük ölçüde bir karşılık bulmadığı gerçeği. Diyarbakır’dan Van’a, Mardin’den Batman’a kadar, Kürtlerin önemli bir kısmı köy-mezra isimlerini yalnızca Kürtçe isimleriyle bilmektedirler. Dolayısıyla çok sayıda yerleşim yerinin Türkçe isimlerinin bugün bile kaldırılması oradaki halk için herhangi bir ‘kayıp’ anlamı taşımayacak, bilakis memnuniyetle karşılanacaktır. Burada raporun yazarının açık bir şekilde tarihi-kültürü ilgilendiren böylesi önemli bir konuda güncel siyasi konjonktürün ‘duygusal’ etkisinde kaldığını söylemek mümkün.

Bir başka tuhaf nokta, raporu hazırlayan TESEV Demokratikleşme Programı’nın da Nişanyan’ın ‘duygusal tepki’ önermesine ikna olmuş görünmesi. Raporun ‘Sunuş’ yazısında Demokratikleşme Programı’ndan Özge Genç ve Mehmet Ekinci, bunu “Bu yaklaşımın pratik açıdan gerçekçi olduğunu teslim etmekle birlikte…” sözleriyle ifade ediyor. Önermenin ‘pratik açıdan gerçekçi’ olup olmadığı dahi tartışmaya çok açık. Ancak öyle bile olsa, zaten tartışılan ve sıkıntısı çekilen meselenin kendisi, ‘pratik açıdan gerçekçi’ gibi görünen verili toplumsal adaletsizliklerin kaldırılması değil midir?”

A report of changed ethnical district names (Kurdish-Ermenian-etc.) as a cultural assimilation  in Turkey.( During the republic era )

türkçe / turkish !!!

indir / download:

http://www.mediafire.com/?wfdek6mle0l0k8e

amandla! a revolution in four part harmony‏

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Belgesel (Documentary), insan hakları (human rights), Müzik (Music), yakın tarih ( near history ), ırkçılık (racism) on Temmuz 7, 2011 by anticopyrighttr

belgeselde, güney afrikalı müzisyenler, yazarlar, şairler ve aktivistler 1940-1990 yıllarında izole edilmiş güney afrikalı siyahi vatandaşların ırkçılığa karşı temel insan hakları mücadelesinde müziğin önemli rolü hatırlatılmaktadır. şarkıların çoğu basit melodilerdir ve kapella olarak söylenmiştir. daha da önemlisi, değişen politik koşulların ve tutumların yansıması olarak gruplar halinde oluşturulup söylenmesidir.

south african musicians, playwrights, poets and activists recall the struggle against apartheid from the 1940s to the 1990s that stripped black citizens of south africa of basic human rights, and the important role that music played in that struggle.most of the songs have simple melodies and are sung a cappella.more importantly, they are composed and sung in groups, and often reflect changing political circumstances and attitudes.

ingilizce / english !!!

indir / download:

https://rapidshare.com/files/2096648929/amandla_a_revolution_in_four_part_harmony.part1.rar
https://rapidshare.com/files/123132407/amandla_a_revolution_in_four_part_harmony.part2.rar
https://rapidshare.com/files/456821455/amandla_a_revolution_in_four_part_harmony.part3.rar

images that injure

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), e-kitap ( e-book ), Göçmenler ( İmmigrants ), insan hakları (human rights), Kadın Hakları (Women Rights), Lgtb, Medya (Media), ırkçılık (racism) on Temmuz 6, 2011 by anticopyrighttr


” images that injure ” yaşadığımız çağda neredeyse tek gerçeklik kabul edilmeye başlanan medya kuşatması içinde,kelimelerle değil de, görseller üzerinden,özellikle de bir etnik grubu ya da halkı,cinsiyeti ya da yönelimi  subliminal olarak zihinlerimize negatif olarak kazıyarak önyargı ve nefret oluşturacak şekilde,son derece sistematik olarak kullanılan medya görselleri üzerine hazırlanmış bir çalışma.

” images that injure ” provides an examination of a particular set of pictures that do harm to others, and in turn to all of us. these images–media-promulgated stereotypes of various and diverse groups of people–cause harm in both direct and indirect ways by presenting oversimplified, mostly negative, and often deceptive depictions.

ingilizce / english !!!

indir / download:

http://www.mediafire.com/?ik7bvhu0vj2ccqp

racism and hate crimes in russia

Posted in Belgesel (Documentary), Faşizm (Fascism), Göçmenler ( İmmigrants ), insan hakları (human rights), mülteciler (refugees ), yakın tarih ( near history ), ırkçılık (racism) on Şubat 5, 2011 by anticopyrighttr

rusya’da yükselen ırkçılık ve nefret suçları üzerine hazırlanmış bir belgesel çalışma.

a documentary focusing on the rise of racism and hate crimes in russia.

ingilizce / english !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/246191055/Racism_And_Hate_Crimes_In_Russia.avi

black sun: the nanking massacre

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Belgesel (Documentary), insan hakları (human rights), yakın tarih ( near history ), ırkçılık (racism) on Ağustos 20, 2010 by anticopyrighttr

” black sun: the nanking massacre ” 1937 senesinde işgalci japon güçlerinin çin’ in nanking şehrinde üç ay içersinde yaptıkları, planlı, ve 20.000 kadına tecavüz edilmesi ve 300. 000 kişinin çeşitli işkencelerden geçirilerek öldürülmesi katliamını konu alan bir belgesel.

in 1937, japanese troops raid the chinese city of nanking to execute a planned massacre by subjecting over 300,000 helpless civilians to various tortures and atrocities before slaughtering them all.

ingilizce altyazılı ( orj. güney çince )  / english subtitled ( org. in cantonese ) !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/30371393/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part1.rar
http://rapidshare.com/files/30371355/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part2.rar
http://rapidshare.com/files/30371358/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part3.rar
http://rapidshare.com/files/30371299/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part4.rar
http://rapidshare.com/files/30371146/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part5.rar
http://rapidshare.com/files/30371198/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part6.rar
http://rapidshare.com/files/30371296/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part7.rar
http://rapidshare.com/files/30370207/Man_Behind_The_Sun_4_-_The_Nanking_Massacre.part8.rar

türksünüz ! / you ARE turkish !

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Belgesel (Documentary), cezaevleri ( jails ), Hapishaneler (Jails), insan hakları (human rights), video, yakın tarih ( near history ), ırkçılık (racism) on Ağustos 3, 2010 by anticopyrighttr

” türksünüz ! ” 80′ ler ve 90′ larda türkiye’ de kürt olmak üzerine hazırlanmış, kürt nüfusun ağırlıklı olduğu güneydoğu ve mahmur mülteci kampının bulunduğu kuzey ırak’ ta çekilmiş. yasaklanmış bir anadil, işkenceler ve zorunlu göç üzerine kısa ama vurucu bir çalışma.

” you ARE turkish ! ” is a multimedia piece that tries to communicate how
it felt to be kurdish in turkey during the 80s and the 90s. it tells
the stories of torture, forced migration and a banned language. it is
photographed in south east of turkey, the predominantly kurdish region,
and in northern iraq where the famous mahmour refugee camp is located.
the interviews with people who lived through the atrocities committed
by the turkish military add a personal commentary to this piece about
the plight of a people.

türkçe / english subtitled !!! ( original in turkish )

indir / download:

http://rapidshare.com/files/410775143/you_are_turkish.rar

hitlers jewish soldiers

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Belgesel (Documentary), insan hakları (human rights), Naziler (Nazis), tarih (history), ırkçılık (racism) on Temmuz 28, 2010 by anticopyrighttr

1935 de  nürnberg de toplanan nasyonal sosyalist parti, yahudiler ve yahudi oluşla ilgili bir takım hususları karara bağlar. buna göre yahudilerin konumları yahudi anne babadan gelmek, sadece yahudi anneden olmak, büyükanne,büyükbaba-anneanne-dede gibi kavramlardan birisinin yahudi olması, ya da iki tarafın da yahudi olması, büyük büyükbaba-büyük büyükanneye kadar çeşitli sınıflandırmalara tabii tutuldu.

bu sınıflandırmalar sonrasında bugün kulağa biraz yabancı gelen bir durum ortaya çıktı: wermacht ta, üçüncü reich zamanı alman ordusu, yaklaşık 150 bin yahudi kökenli asker askerliğine devam etti. bunların arasında azımsanmayacak sayıda üst rütbeli subay, general ve amiral de bulunmaktaydı.

” hitler s jewish soldiers ” adlı belgeselde sağ kalan yahudi kökenli askerlerin tanıklıkları ışığında neden devam ettikleri sorusuna yanıt aranıyor.

konuya dair daha fazla bilgi edinmek isteyenler, ya da dil sorunu yüzünden izleyemeyecek olanlar için profil yayıncılık tan çıkan ” hitlerin yahudi askerleri” adlı kitabı öneririz.

the untold story of nazi racial laws and men of jewish descent in the german military…an important piece of scholarship which traces the peculiar twists and turns of nazi racial policy toward men in the Wehrmacht, often in the highest ranks, who had partly jewish backgrounds. it uncovers personal stories and private archives nobody knew existed.

ingilizce / english !!!

indir / download:

http://rapidshare.com/files/409526341/Hitlers.J.Soldiers.part1.rar
http://rapidshare.com/files/409527304/Hitlers.J.Soldiers.part2.rar
http://rapidshare.com/files/409527007/Hitlers.J.Soldiers.part3.rar
http://rapidshare.com/files/409520724/Hitlers.J.Soldiers.part4.rar