iki tutam saç : dersim’in kayıp kızları / two locks of hair the missing girls of dersim

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Belgesel (Documentary), insan hakları (human rights), yakın tarih ( near history ) on Ocak 8, 2012 by anticopyrighttr

dersimli şemsi karakoç’un ailesi, 70 küsur yıldır iki tutam saçla kayıp iki kızlarını arıyor. annesinin ölene dek koynunda sakladığı saçlar, 1984′ten beri kızı şemsi karakoç’a emanet.

şemsi karakoç’un elinde iki tutam saç var. 75 yıl önce annesinin sımsıkı bağladığı aynı bez parçasına sarılı hâlâ. düğümleri açarken zorlanıyor, gözyalarını da tutamıyor. saç tutamları iki ablasına ait. şemsi ve sakine’ye…

şemsi karakoç, 1938’de kaybolan ablasıyla aynı adı taşıyor. zaten aşiretinde doğan pek çok kıza ya şemsi adı verilmiş ya da sakine.

annesi kızlarının ilk kâkülllerini 1936’da kesmiş. adetmiş. 1938’den sonra kızlarından geriye tek hatıra, bu iki tutam saç kalmış. şemsi karakoç, “birden askerler basınca annemle yengem kaçmış. babaannemle dedem dağılmış. çocuklar dağılmış. aşiretin yüzde 20’sinin adı şemsi ve sakine… annem yıllarca ağladı. ‘acaba açlar mı? ne yapıyorlar?’ diyordu. annemin yaşadığı acıları kimse yaşamasın… ablalarım kaybolunca tek hazinemiz bu kaldı. annem boynunda gezdirmiş. hiç çıkarmamış. ölmeden önce bana verdi. eğer öldülerse tek isteğimiz mezarına bir toprak dökmek” diyor.

70 küsur yıldır sahibini arayan iki tutam saç, 1984’ten beri şemsi karakoç’a emanet.

dersim katliamı sonrasında, katledilen ailelerini çocuklarının akıbetinin ne olduğu uzun yıllar belirsiz kaldı. İki araştırmacı dersim’in kayıp kızlarının izini sürdü. 5 yıllık çalışmaları boyunca 72 kayıp hikâyesine ulaştı. ‘İki Tutam Saç, Dersim’in Kayıp Kızları…’ bu hikayelerden oluşturuldu.

between 1937-38, the turkish state launched military operations against the town of dersim, where the majority of inhabitants were kurdish and alevi, claiming to bring “civilization”. thousand of people were killed and thousands more were exiled. during the massacre and banishment, hundreds of girls were given to high rank soldiers’ families to be “turkified”. this reality was unknown for years. this film exposes the truth of what happened through the story of those missing girls.

türkçe / english subtitled !!!

indir / download:
https://rapidshare.com/files/1742943260/iki_tutam_sac.part1.rar
https://rapidshare.com/files/3452062660/iki_tutam_sac.part2.rar
https://rapidshare.com/files/1182980903/iki_tutam_sac.part3.rar

19.12.2000 / cezaevi operasyonları

Posted in cezaevleri ( jails ), Hapishaneler (Jails), insan hakları (human rights), yakın tarih ( near history ) on Aralık 19, 2011 by anticopyrighttr

19 Aralık 2000′deki Hayata Dönüş Operasyonu’nda, Bayrampaşa Cezaevi’nde Uzman Jandarma Çavuş olarak görevli olan Altan Sabsız, yanarak hayatını kaybedenlerin iddia edildiği gibi kendisini yakmadığını, yangın çıkan koğuştakilerin teslim olmak istemesine rağmen kapıların açılmadığını söyledi.

Sabsız, Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Temmuz’da verdiği ifadesinde, “Mahiyetini bilmediği değişik gaz bombalarıyla müdahale edildiğini, yanan koğuşta teslim olmak isteyenlerin dışarı çıkarılmadığını, yangına müdahale edilmediğini, yanan tutukluların üzerine yanıcı madde sürülmüş battaniye atıldığını” söyledi.

Sabsız’ın “Operasyonun üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen herhangi bir şekilde ifademize başvurulmamış olması, beni bu konuda ifade vermeye ve doğru bildiklerimi söylemeye mecbur bıraktı” diyerek verdiği ifadesi, olayla ilgili 39 erin yargılandığı davanın görüldüğü Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yollandı.
“Değişik gaz bombaları attılar”

12 tutuklu ve hükümlünün öldüğü, 55 kişinin yaralandığı Bayrampaşa Cezaevi’nde altı kadın yanarak hayatını kaybetmişti. Operasyonun ardından yapılan resmi açıklamalarda, tutukluların kendisini yaktığı söylenmişti. Ancak Sabsız’ın ifadesine göre, bu açıklama doğru olmadığı gibi, yangına müdahale edilmeyerek ölümlere seyirci kalındı. Ayrıca, Sabsız’ın ifadesi, resmi açıklamalardaki “mahkumların silahla direndiği iddiasını” da yalanlıyor.

Sabsız, ifadesinde şu noktalara yer verdi:

* Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı (JKÖAK) birliğinden gönderilen ve tam olarak nereden geldiğini bilmediğim başka personel içeri girerek ateşli silahlarla müdahale ettiler. Tutuklu ve hükümlüler, kendilerini koğuşlara kilitleyerek karşı koydular.

* Cezaevi duvarları ve tavan betonları delinerek koğuşlara mahiyetini bilmediğim ve envanterimizde bulunmayan değişik gaz bombalarıyla müdahale ettiler. Uzun süredir teşkilat içinde bulunuyor olmama rağmen daha önce hiç görmediğim özel otomatik tabancalar ile müdahale yapıldı.

* Koridorda beklediğim sırada kadın tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu koğuşta kapılara vuruldu, teslim olmak istediklerini, dışarıya çıkmak istediklerini söyleyerek kapıyı açmamızı istediler. Emir almadığımız için müdahale edemedik. Kısa süre sonra koğuş yandı, oradaki itfaiye ekipleri de yangına müdahale etmedi.
“Battaniyeyle yakmışlar”

* Koğuşlara girdiğimizde, kadınların kömürleşmiş derecede yandıklarını gördüm. Bu derece yanmaya bir anlam veremedim, çünkü koğuşta sadece yatak ve yorgan vardı ve yananlar yataklardan uzaktaydı.

* Operasyondan yıllar sonra karşılaştığım JKÖAK’ta görev yapan bazı rütbeli arkadaşlar, koğuşta yangın çıktıktan sonra yardım isteyen mahkumlara “Sizi kurtaracağız, yaş battaniye atıyoruz, bunlara sarılın ve kendinizi koruyun” dediklerini ama battaniyelere yanıcı madde dökülmüş olduğunu, bu şekilde yanmayı hızlandırdıklarını söylediler.

“Diri diri yaktılar” demişti:

Operasyon esnasında kadınların koğuşunda bulunan ve hastaneye götürülürken “Diri diri yaktılar” diye bağıran Birsen Kars, mahkemedeki ifadesinde, “bir yandan üzerlerine ateş açılırken delinen tavandan sürekli gaz bombası atıldığını, ayrıca siyah renkte bir gaz atıldığını ve bu gazın ‘sinir gazı’ olduğunu, saçlarının ve derilerinin koptuğunu, sonra da yangın çıktığını” anlatmıştı.

Davada, yakılarak öldürülenlere “kimyasal silahla müdahale edilmiş olduğu” da ileri sürülerek, buna kanıt olarak “mahkumların elbiselerinin sağlam kalırken, derilerinin yanarak dökülmüş olması” gösterilmişti.

Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, operasyondan sonra, ”Bu teröristler artık devletle başa çıkamayacaklarını anlamış olmalılar” demişti.

For the first time, Special Gendarmerie Sergeant Altan Sabsız talked about what happened during the “Return to Life” operation in the Bayrampaşa Prison in Istanbul on 19 January 2000.

The “Return to Life” operation was carried out eleven years ago in several prisons in order to solve the so-called “prison problem” in Turkey and end the death fast of prisoners who protested against their transfer to F type prisons with smaller cells. The operation started in the early morning on 19 December 2000 in 20 prisons simultaneously and involved thousands of convicts and ten thousands of security personnel. 32 people died in the operation, among them two soldiers. Hundreds of detainees and convicts were injured.

Sabsız now stated that the prisoners did not set themselves on fire as it was alleged. Instead, the doors of the prison cells were kept closed although the prisoners wanted to surrender.

Gendarmerie Sergeant Sabsız gave his statement before the 1st High Criminal Court of Van (south-eastern Turkey) on 5 July. He said, “Gas bombs including different, unknown substances were used; the people in the burning cells were not let to come out to surrender; nobody intervened against the fire; blankets soaked in combustible liquids were thrown on top of the burning prisoners”.

Sabsız said that throughout the past eleven years, nobody had asked for his statement, “So I am compelled to give my statement on this matter and to tell the truth I know”. His statement was forwarded to the Bakırköy (Istanbul) 13th High Criminal Court that handles the correspondent trial against 39 private soldiers.
“They threw different gas bombs”

Only in the Bayrampaşa Prison, twelve detainees and convicts died and 55 people were wounded. Five women burnt to death. In an official statement issued after the operation it had been announced that the prisoners set themselves on fire. However, Sabsız’s statement disproved the official statement and revealed that the prisoners were left to die. Moreover, his statement confuted the official announcement’s allegation that the “prisoners resisted with the force of arms”.

Sabsız made the following points in his statement:

* Members sent from the Ankara Gendarmerie Command Special Security Command (JKÖAK) and other personnel from I do not know where went in and intervened with gunfire. The detainees and convicts reacted by locking themselves in their cells.

* Wholes were being drilled into the prison walls and the ceilings to throw gas bombs. I do not know what was inside the bombs and they were not on our inventory. Even though I had been involved in the organization for a long time, automatic rifles that I had never seen before were used.

* When I was waiting on the corridor, inmates from a cell with women detainees and convicts banged on the door. They wanted to get out. They asked us to open the doors so they could come out. We did not intervene because we had no such order. After a short while, the cell was burning. The fire brigade team on the spot did not intervene either.

“They burnt them with blankets”

* When we entered the cell, we saw that the women were burnt like coal. It did not make sense to me that they burnt to that degree because the only items in the cell were a bed and a blanket and the burnt bodies were laying in a distance to the bed.

* Some of my ranked colleagues at JKÖAK that I met years later said that they told the prisoners, “We will save you. We are going to throw down wet blankets. Protect yourselves and wrap yourselves inside of them”. In fact, these blankets had been soaked in combustible liquids and they said that they worked like a fire accelerant.

“Burnt alive”

Birsen Kars was incarcerated at the women’s ward at the time of the operation. When she was taken to hospital afterwards she shouted, “They burnt alive!” She had said in her statement given earlier, “While they were opening fire on them, they continuously threw gas bombs through the perforated ceiling at the same time. Additionally, they used a black coloured gas that was a nerve gas. The inmates’ hair and skin came off and later the fire broke out”.

It was put forward in the trial that a “chemical weapon” had been used against the persons who burnt to death. This thesis was proven by claiming that “the clothes of the prisoners remained intact while their skin had peeled off from burning”.

Prime Minister of the time, Bülent Ecevit, had declared after the operation, “These terrorists have to finally understand that they cannot keep up with the government”.

osmanlı kürt ilişkileri ve sömürgecilik

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), e-kitap ( e-book ), insan hakları (human rights), tarih (history) on Aralık 11, 2011 by anticopyrighttr

osmanlı imp. zamanında kürtlerle  ilişkiler…

the relations of ottoman empire with kurds…

türkçe / turkish !!!

indir / download:
https://rapidshare.com/files/2554339184/osmanli_kurd_iliskileri_ve_somurgecilik.rar

anadolu halk ayaklanmaları

Posted in güncelleme ( update ) on Aralık 11, 2011 by anticopyrighttr

GÜNCELLENDİ !!!
UPDATED !!!

http://anticopyrighttr.wordpress.com/2010/02/18/anadolu-halk-ayaklanmalari/

vortex of clutter & bandista – beton millet sakarya

Posted in Müzik (Music) on Aralık 8, 2011 by anticopyrighttr

indir / download:

https://rapidshare.com/files/2504184804/vortex_of_clutter-bandista_-_beton_millet_sakarya.rar

pazartesi dergisi – kadınlara mahsus gazete # 0 – 106

Posted in Anti Faşizm (Anti Fascism), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Anti Militarzim (Anti Militarism), Dergiler ve Fanzinler (Magazines and Fanzines), fanzinler ve dergiler ( fanzines & magazines ), Kadın Hakları (Women Rights), yakın tarih ( near history ) on Aralık 8, 2011 by anticopyrighttr

feminist perspektiften habercilik yapan ve tüm çalışanları kadınlardan oluşan dergi yayın hayatına 1995 yılında başladı. 2002′ye kadar 32 sayfalık tabloid dergi olarak yayımlandı.2003-2005 arasında standart dergi formatına kavuşan pazartesi dergisi adını pazartesi günleri yapılan editoryal toplantılarından almaktaydı. linkten indirilebilir.

pazartesi was a feminist magazine , which means ”monday” in turkish. the magazine began in 1996 in a print version until it switched to a web format in 2007. the magazine was run by women, and the staff consisted of only women.

türkçe / turkish !!!

indir / download:
https://rapidshare.com/files/3762593978/pazartesi.part1.rar
https://rapidshare.com/files/1335840083/pazartesi.part2.rar

tahtacı fatma / fatma of the forest

Posted in Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), Belgesel (Documentary), emek hareketleri ( worker movements ), insan hakları (human rights) on Aralık 6, 2011 by anticopyrighttr

tahtacılar; başlarda konargöçer çadır hayatı sürdürürken bugün çoğunlukla yerleşik düzene geçmiş, ağaç işçiliği ile yaşamlarını kazanmaya çalışan ve alevi-bektaşi öğretisi doğrultusunda yaşamlarını sürdüren topluluğa verilen isimdir.

fatma; 12 yaşında, ailesiyle birlikte tahtacılık yapmaktadır. annesi hasta olduğu için; babasının işlerine yardım eder, yemek yapar, kahvaltı hazırlar, naylon çadırlar arasında çocukluğunu yaşamaya çalışır. yaşıtları oyunlar oynarken, büyüyünce ne olacaksın sorularına cevap verirken fatma bize; tahtacılığın zorluklarından, göçebe kültüründen, hor görülmekten, yoksulluktan bahseder.

a documentary reflecting the life of a 12-year old girl who lives on a mountain, in miserable conditions.

“fatma of the forest” documentary screened in 1979, reflects life, longings and a major “fear” in her subconscious of an 12-years old “woodcutter” girl living under very hard conditions in the forest of toros mountains at an altitude of approximately 2000 mt.

the documentary, aiming to symbolize a little-knwon but common practice of child labour with fatma, accomplishes a dramatic portrayal of laborers who work for ministery of forestery in works of lumbering an logging, totally deprived of social security.

türkçe / english !!!

indir / download:
https://rapidshare.com/files/1941512728/tahtaci_fatma-fatma_of_the_forest.part1.rar
https://rapidshare.com/files/200736668/tahtaci_fatma-fatma_of_the_forest.part2.rar

isidro gil’ in ölüm emrini kim verdi ? / who ordered to kill isidro gil ? / quien mando a matar a isidro gil ?

Posted in güncelleme ( update ) on Aralık 4, 2011 by anticopyrighttr

güncellendi !!!

updated !!!

http://anticopyrighttr.wordpress.com/2010/05/24/isidro-gil-in-olum-emrini-kim-verdi-who-ordered-to-kill-isidro-gil-quien-mando-a-matar-a-isidro-gil/

the plague dogs

Posted in Animasyon (Animations), Anti Kapitalizm (Anti Capitalism), hayvan özgürlüğü ( animal liberation ) on Aralık 4, 2011 by anticopyrighttr

“the plague dogs” richard adams’ın 1977 tarihinde yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanan bir animasyon filmidir.beyazperde için yazılmış olup, aynı zamanda adams’ın bir başka romanı olan “watership down”ı da yöneten martin rosen tarafından yönetilmiştir.

film, ingiltere’deki bir araştırma laboratuvarından kaçan rowf and snitter adında iki köpeğin hikayesini konu alır. hikayeyi anlatma sürecinde, kamuoyunun gündemine daha ancak 1960’lı ve 1970’li yıllarda gelen gelen bir kavram olan, deney hayvanları üzerinde yapılan dirikesim uygulamasını hayvan araştırmalarının zalimliğini vurgular.

“the plague dogs” is a 1982 animated film based on the 1977 novel of the same name by richard adams. the film was written-for-screen, directed and produced by martin rosen, who also directed “watership down”, the film version of another novel by adams.

the film’s story is centered on two dogs named rowf and snitter, who escape from a research laboratory in great britain. in the process of telling the story, the film highlights the cruelty of performing vivisection and animal research, an idea that was only recently coming to public attention during the 1960s and 1970s.

ingilizce / english !!!

indir / download:

https://rapidshare.com/files/2572503973/the_plague_dogs.part1.rar
https://rapidshare.com/files/1085590345/the_plague_dogs.part2.rar

osman evcan için küresel eylem çağrısı (23 kasım çarşamba) / global action call for osman evcan (23 th. november, wednesday)

Posted in Anarşizm (Anarchizm), destek ( support ), duyuru / announcement, Eylem (Protest), haberler ( news ), Hapishaneler (Jails), insan hakları (human rights) on Kasım 11, 2011 by anticopyrighttr

Türkiye’de 7 gündür açlık grevinde olan
anarşist Osman Evcan’la dayanışmak için
küresel eylem çağrısı
(23 Kasım Çarşamba)

Sevgili dostlar ve yoldaşlar,

Bu çağrımız, Türkiye Cumhuriyeti zindanlarında yaşam savaşı veren vegan anarşist Osman Evcan içindir.

20 yıllık tutukluluğunun son 4 yılını Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda geçiren Osman Evcan, tüm girişimlere rağmen bugüne kadar hapishane yönetiminin, hakkı olan besinleri kendisine vermemesi üzerine 7 gündür açlık grevinde.

Bizler, Osman’ın yoldaşları olarak dünya çapındaki tüm yoldaşlarımızı 23 Kasım Çarşamba günü Osman’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin baskı aygıtlarına karşı verdiği mücadelede yanlız bırakmayıp her yerde eyleme geçmeye çağırıyoruz.

OSMAN EVCAN’A DERHAL VEGAN YEMEK!

ZİNDANLAR YIKILSIN!

VEGAN ANARŞİST OSMAN EVCAN’A ÖZGÜRLÜK! 

Dear friends and comrades,

This call is made for vegan anarchist Osman Evcan who is struggling with death in a prison of Turkish Republic.

Imprisoned since 20 years, Osman passed his last 4 years in Kırıkkale F-type High Security Closed Prison. Despite all efforts that has been made, the prison authorities don’t give Osman the food that he deserves. Therefore he is on hunger strike for an unlimited time since 8 days.

As comrades of Osman, we call all our comrades throughout the world to act for solidarty with Osman who is resisting to the repression apparatus of the Turkish Republic.

VEGAN FOOD FOR OSMAN EVCAN!

ALL PRISONS WILL BE ABOLISHED!

FREEDOM FOR VEGAN ANARCHIST OSMAN EVCAN!

***** WHO IS OSMAN EVCAN *****

Evcan is a political prisoner in Turkey kept in high security solitary confinement prison. Due to his anarchist political and ethical convictions, Evcan became a vegan (strict vegetarian who avoids all animal products) eight years ago.

Since the Turkish authorities do not respect his right to pursue a vegan diet, Evcan has been suffering from variety of health issues as he is not getting enough vegan food to eat and he is unable to pursue a balanced diet.

In a letter he wrote from prison, Evcan mentions prison authorities giving him food in an unhygienic state and there have been instances where harmful additives and chemicals have been intentionally added to his food.

In his last letter on the 6th of November 2011, Evcan added that on an arbitrary basis, prison officers have not being providing him with escorts, so that he misses medical appointments. Having already boycotted the prison food and managing by purchasing his own food at prison cafeteria, he says in his last letter that he needs to strengthen his attitude to be heard. Therefore he started an on-going hunger strike on 4 November 2011 for an indefinite time until his demands are met.

To write him:

Osman Evcan
F Tipi Kapalı Cezaevi,
Oda No: B-8 71480
Hacılar/Kırıkkale TURKEY

The blog of the campaign is: http://osmanayemek.tumblr.com

The English edition can be accessed here: http://osmanayemek.tumblr.com/english

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 28 other followers